SURİYE DOSYASI /// Osman Başıbüyük yazdı : Kimyasal saldırı bahane hedefte Golan var

Osman Başıbüyük yazdı : Kimyasal saldırı bahane hedefte Golan var

Gerçekten de önümüzdeki referandum Türkiye’deki Müslümanların dünyalarını ve ahiretlerini tehlikeye atıp atmamaya karar verme seçimi olacak….

ABD’nin, Suriye’nin İdlib kentinde yaşanan kimyasal saldırıyı bahane ederek Rusya’nın himayesindeki Esad rejimini Tomahawk füzeleriyle vurmasıyla Dünya yeni bir döneme girdi. Bu stratejik saldırının 20 yıl içeresinde özellikle Türkiye açısından ne gibi sonuçlar doğurabileceğini tahmin etmeye çalışalım.

Filmi biraz geri sararak başlayalım. 1967 Arap-İsrail Savaşı sonrasında İsrail, Suriye’ye ait olan Golan Tepeleri’ni işgal etti. 1973’de yaşanan Yom Kippur Savaşından sonra yürütülen barış görüşmeleri çerçevesinde Bileşmiş Milletler (BM) aldığı bir dizi kararla İsrail’in savaşta elde ettiği topraklardan çekilmesini istedi ve Golan Tepelerine BM barış gücü (UNDOF) konuşlandırıldı.

İsrail, işgal ettiği Golan Tepelerinden hiç vazgeçmedi. 2011 yılında Suriye iç savaşı başladığında bölgede etkinliğini giderek artırmaya ve bölge üzerinden IŞİD’i açıktan desteklemeye başladı.

2013 yılına gelindiğinde İsrail Hükümeti, Genie Energy isimli şirkete Golan Tepelerinin güneyinde petrol arama izni verdi. 2015 yılında şirket yetkilileri bölgede 350 metre kalınlığında bir petrol tabakasının bulunduğunu açıkladılar. Normal şartlarda petrol katmanlarının en fazla 20-30 m kalınlığında olduğu düşünüldüğünde, bu inanılmaz büyüklükte bir rezervdi.

Bu keşifle eş zamanlı olarak Golan Tepeleri ve bu büyük servetin Suriye’nin elinden alınacağını fark eden Esad, Rusya’yı ülkesine davet etti. Takip eden süreçte bölgede BM güçlerine karşı yapılan saldırılar giderek artmaya başladı. Sonunda 1974’den beri altı aylık sürelerle yenilenen BM’nin UNDOF görevi Ağustos 2016’dan itibaren güvenlik gerekçesiyle yapılamaz hale geldi. İşin özü İsrail, Golan’dan BM barış gücünü çıkarmayı başardı.

İsrail’in Golan’ı ilhak etmek istediği çok açık. Ama Barack Obama yönetiminden bir türlü destek alamamıştı. Ne zaman Genie Energy Şirketi ile bağlantısı olduğu söylenilen Donald Trump iktidara geldi, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu koşarak Washington’a gitti. Ziyaret sonrasında İsrail gazeteleri Netenyahu’nun Trump’tan İsrail’in Golan üzerindeki egemenliğini tanımasını istediğini yazdılar. Aralarında gizli bir anlaşma yapıldı mı? Bilmiyoruz. Ama bu hamleyle eş zamanlı başka şeyler de oldu.

TÜRKİYE – RUSYA – İRAN YAKINLAŞMASI BALTALANDI

19 Aralık 2016 tarihinde Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov Ankara’da bir suikast ile öldürüldü. Ertesi gün Moskova’da Rus, Türk ve İran Dışişleri Bakanlarının katılımıyla Suriye’nin geleceği konusunda bir toplantı yapılacaktı. Suikast toplantıyı engellemeye yetmedi. Toplantı yapıldı ve sonucunda Suriye’nin geleceğine bu 3 ülkenin karar vereceği açıklaması geldi. Arkasında Astana süreci başladı. ABD dahil bütün Batı süreçten dışlanmıştı. Bu kabul edilemezdi. İsrail’in bütün planları suya düşüyordu.

5 Ocak’ta Amerikan Genelkurmay Başkanı Joseph F. Dunford, ardından 9 Şubat’ta CIA Şefi Mike Pompeo Türkiye’ye geldi. Türkiye üzerinde baskı giderek artmaya başladı. Bu arada 20 Ocak’ta Trump yönetimi devraldı. Türkiye yeni ABD yönetiminden çok şeyler bekliyordu.

Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ilk kez telefonla 7 Şubat tarihinde görüştü. 17-19 Şubat tarihleri arasında gerçekleşen Münih Güvenlik Konferansı’na kadar kulis faaliyetleri devam etti. Münih Güvenlik Konferansı’nda Başbakan Binali Yıldırım, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile görüştü. Aynı günlerde G20 Dışişleri Bakanları Toplantısı ve Münih Güvenlik Konferansı’na katılmak için Almanya’ya giden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD’li mevkidaşı Rex Tillerson ve diğer ülke temsilcileriyle 22 defa ikili görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmeler sonrasında Çavuşoğlu, konferansta yaptığı konuşmada; İran ve Rusya ile iş birliği halinde Astana’da yürüyen Suriye toplantıları için “Astana sadece ateşkese odaklanmalıdır. Suriye’deki geçiş sürecinin ve siyasi çözümün konuşulabileceği tek yer Cenevre’dir” dedi. Anlaşılacağı üzere Astana Süreci bitmiş, Türkiye, Rusya ve İran ile yaptığı ittifaktan koparılmıştı.

SURİYE’DE İÇ SAVAŞIN SONRA ERMESİ İSRAİL’İN HAYALLERİNİ SUYA DÜŞÜRÜR

Bölgede Türkiye-Rusya-İran ittifak halindeyken bırakın İsrail’i, ABD dahil hiç kimse rahat at oynatamazdı. Türkiye bu üçlüden koparılınca artık İsrail daha pervasız hareket edebilirdi.

17 Mart’ta Suriye hava sahasını işgal eden İsrail uçakları Palmira bölgesinde Hizbullah hedefleri olarak iddia ettiği bazı noktaları vurdu. İkinci saldırı 22 Mart’ta Şam’ın 20 km kuzeyinde Kasiyun Dağı civarındaki hedeflere gerçekleşti. İkinci saldırıya Suriye hava savunma sistemleri karşılık verdi ve yetkililer bir adet F-16 uçağını düşürdükleri bir diğerini ise yaraladıkları açıklamasını yaptılar. İsrail savunma Bakanı Avigdor Liberman, uçak kayıpları olmadığı açıkladı ve “Eğer Suriye bir dahaki sefere hava savunma sistemlerini bizim uçaklarımıza karşı kullanırsa hiç tereddütsüz onların hepsini yok ederiz” diyerek, sadece Suriye’ye değil, Rusya’ya da kafa tuttu.

Esad rejimi, Rusya, İran ve Hizbullah güçlerinin yaptığı operasyonlardan sonra 5 yıl muhaliflerin elinde kalan Halep, 2016 yılının sonunda kurtarılmıştı. Muhalifler ağırlıklı olarak İdlip’e çekildiler. Rusya ve Esad yönetimi, İdlip’e operasyon hazırlığı içindeydi. Arkasından muhtemelen petrol bölgesi olan Rakka operasyonu gelecekti. Rakka ve İdlib’in Esad tarafından kontrol altına alınması, ülkedeki iç savaşın sona ermesi barış sürecinin başlaması anlamına geliyordu.

Ülke istikrara kavuştuğunda İsrail’in Golan Tepelerini ilhak etmesi imkansızdı. İç savaşın devam etmesi gerekiyordu. Bunun için Esad güçlerinin yıpratılması ve IŞİD ile muhaliflerin desteklenmeye devam edilmesi şarttı. Şayrat Hava Üssü, IŞİD’e yapılan saldırıların en önemli merkezlerinden biriydi. İşte bu ihtiyaç gereği, 5 Nisan’da İdlip’te kimyasal silah saldırısı provokasyonu gerçekleşti.

ABD, BM’den Suriye’ye karşı yaptırım kararı çıkartmak için hazırlıklara başladığında Rusya ve Çin’den karar tasarısını gerçek olmayan verilere dayandığı gerekçesiyle veto edecekleri açıklaması geldi. Bunun üzerine ABD gerekirse tek başına hareket edeceğini açıkladı ve 7 Nisan sabaha karşı Rusya ve Çin’e rağmen Şayrat Hava Üssünü seyir füzeleriyle vurdu. Ne ilginç ki, daha önce İsrail’in yaptığı hava saldırılarında İsrail uçaklarına angaje olan hava savunma sistemleri de bu üste bulunmaktaydı. Anlaşılacağı üzere İsrail Savunma Bakanı Liberman’ın Suriye’nin hava savunma sistemlerini yok ederiz tehdidini ABD yerine getirmeye başlamıştı.

Bu gelişmeler neticesinde Rusya, Suriye’nin hava savunma sistemini güçlendireceğini ve koalisyon güçleri ile hava güvenliğini sağlamak için kurulan iletişim kanallarını dondurduğunu açıkladı. Bundan sonra İsrail uçakları Rusya’ya rağmen Suriye’yi vurmaya devam edebilecek mi göreceğiz. Artık tansiyon çatışma noktasına doğru tırmanıyor.

ROTHSCHİLDLER OYUNUN NERESİNDE

Şimdi konuyu Kuzey Irak’a Kürt yönetimine taşıyalım, oradan Musul Kerkük üzerinden Suriye’ye bağlayalım. ABD, 2007 yılından itibaren Türkiye ile Kuzey Irak Kürt Yönetiminin ilişkilerini geliştirmek için baskı yapmaya başladı. Bu süreç 2010 yılında Kuzey Irak’ta T.C. Konsolosluğu açılmasıyla tarafları müttefik olma pozisyonuna taşıdı. Artık Barzani ile petrol çıkarma ve ticaretini de içeren çeşitli ikili anlaşmalar yapılmaya başlamıştı. 2011 yılında Türk menşeili Powertrans isimli bir şirket kuruldu. Sadece bu şirkete Kuzey Irak petrollerini taşınma ticaretini yapma yetkisi verdi. İstanbul’da kurulan şirket merkezini önce Singapur’a oradan Seyşel Adalarına taşıdı.

Şirketin gerçek sahibinin Çalık Holding olduğu iddiaları çokça yazıldı. İddialar arasında, şirketin başındaki kişinin, Erdoğan’ın damadı, şimdiki Enerji Bakanı Berat Albayrak olduğu da vardı. Bu şirket ucuza aldığı Kuzey Irak petrollerini Bağdat yönetiminin karşı çıkmasına rağmen Türkiye üzerinden dünyaya pazarlamaya başladı.

24 Kasım 2015 tarihinde Rus uçağının düşürülmesinden sonra Rusya, Erdoğan ve ailesini petrol kaçakçılığı ile suçladı. İddiaya göre Türkiye IŞİD’den kaçak aldığı petrolü Suriye sınırı ve Kuzey Irak üzerinden Türkiye’ye taşıyarak pazara sürüyordu. Elde edilen gelirin bir kısmı IŞİD ve muhalifleri desteklemek için kullanılıyordu. Bu noktada Rusya, tanker konvoylarını vurmaya başladı ve dünya kamuoyuna olayı kanıtlamak için hava fotoğrafları serviste etti. Konuyu destekleyen yönde iddialar Norveç Dışişleri bakanlığı tarafından da dile getirildi ve Wikileaks belgelerinde de yer aldı. Hatırlanacağı üzere aynı dönemde Türk basınında da Suriye’den kaçak gelen petrolün İsrail tarafından satın alındığı yönünde haberler yer almıştı.

İşin ilginç yanı İngiltere’de de Yeşiller Partisi sözcüsü Tony Clarke, Kuzey Irak’ta faaliyet gösteren Genel (Genie) Energy Şirketini, Kuzey Irak’ın petrolünü satın alarak teröristleri finanse etmekle suçladı. Genel Energy Şirketinin ortaklarından biri Rothschild ailesiydi. Şirket, 2011 yılında BP’nin eski CEO’su Tony Haward’ın, Vallares Plc. şirketiyle bileşmişti. Haward, Blomberg’in yayınladığı bir açıklamasında, bölgede dünya çapında büyük yatakların olduğunu, önemli pazarlara yakınlık ve ucuz maliyet sayesinde bölgenin petrol ve gaz endüstrisinin bir numarası olacağını söylemişti. Rothschild ailesi ve banker Julian Metherll’in desteklediği projenin başarıya ulaşabilmesi için Irak ve Suriye’nin kuzeyini kapsayan bir Kürt devleti kurulması gerekiyordu.

İlginç bir konuyu da bilginize sunduktan sonra bu faslı kapatalım. Golan Tepelerinde petrol araştırması yapan Genie Energy Şirketinin de arkasında Rothschildler ve Amerikalı ortakları var.

ATATÜRK’ÜN 100 YIL ÖNCE BOZDUĞU İNGİLİZ PLANI HAYATA GEÇMEK ÜZERE

Irak ve Suriye topraklarında bir Kürt devleti kurma projesi çerçevesinde geldiğimiz noktayı değerlendirelim:

Barzani’nin Türkiye ziyareti sırasında bayrak direklerine Barzanistan bayrağı çekildi. Arkasından Kuzey Irak Kürt yönetimi aynı bayrağı Kerkük Meclisinin çatısına dikti. Takiben Kerkük meclisi Kerkük’ün Barzanistan’a katılmasını referanduma götüreceklerini açıkladı.

Bu arada Musul’da operasyon devam ediyor. İncirlik’ten kalkan Koalisyon uçakları Musul şehir merkezini bombalıyor. Geçenlerde bir binaya sığınan 200 sivili katlettiler. Bu katliamı bilerek yapıyorlar. Operasyon başlayalı 500 bin civarında sivil Musul’u terk etti. Sünnileri şehirden uzaklaştırarak şehri Kürtlere teslim etmek için gerekli demografik düzenlemeyi yapıyorlar. Konuyu daha önce “Musul operasyonundan sonra Barzanistan kuruluyor” başlıklı yazımızda küresel boyutuyla birlikte anlattık.

Benzer bir operasyon Suriye’nin kuzeyinde yapıldı ve halen yapılmaya devam ediyor. Suriye’nin kuzeyindeki Kürt nüfusu, toplam nüfusun ancak %10’unu oluşturuyordu. Bölgede ABD özel kuvvetleri gibi katliamlar yapan IŞİD, Arap nüfusu göçe zorladı. Asıl göçü IŞİD’i yok etme bahanesiyle şehir ve köyleri bombalayan koalisyon uçakları sağladı. Bütün bunlara rağmen kaçmayan halkı da işgale gelen PYD/PKK birlikleri göçe zorladı. Biz de bu operasyona, Arap Sünni kardeşlerimize yardım ediyoruz naralarıyla Türkiye’ye geçmelerine müsaade ederek destek vermiş olduk. 2,5 milyon Suriyeli, Türkiye’ye geçince bölgedeki demografik yapı Kürtler lehine değişti. Böylece PYD/PKK sınırımızda kantonlar oluşturmayı başardı. Üstelik bir de bu operasyona hizmet ederken bütçeden 25 milyar dolar para harcadık. Her bir Türk vatandaşının cebinden 1150 TL para çıktı.

GDO’LU SİYASAL İSLAM TÜRKİYE’Yİ FELAKATE SÜRÜKLÜYOR

Rahmetli Necmettin Erbakan, 2003 yılında Saadet Partisi Ankara İl Başkanlığı’nda düzenlediği haftalık basın toplantısında dış meseleleri ele aldığı konuşmasında, “Yahudi lobisinin etkisinde olan Haçlı-Siyonist ittifakı, Arz-ı Mev’udu İsrail’e katma Planı çerçevesinde Suriye’nin derhal işgal edilmesini istiyor” demiş arkasından da AKP İktidarında Türkiye’nin hızlı bir felakete doğru götürülmek istendiğini eklemişti.

Gerçekten de Türkiye AKP İktidarı ile bir tuzağa düşürüldü. Dönemin Başbakanı Erdoğan BOP projesinde eş başkan olmayı kabul etmiş, Diyarbakır bölgenin yıldızı olacak demişti. BOP projesi 22 Müslüman ülkenin sınırlarının değişeceğini söylüyordu. Sınırlar kimi için aleyhte, kimi için ise lehte değişebilirdi. O dönemde AKP Hükümeti, proje hayata geçtiğinde Kuzey Irak ve hatta Halep’i de içine alacak şekilde Türkiye’nin büyüyeceği, Misak-ı Millinin gerçekleşeceği masalına inandırıldı.

Erbakan bu tuzağı defalarca ikaz etmeye çalıştı ama eski talebeleri söylenenleri dinlemedi. Rothschildlerin bölge halklarını çarpıştırarak petrole el koyma planının gerçekleşebilmesi için Türkiye’de İslamcı bir hükümetin iktidarda olması gerekiyordu. İslamcılar muhalefette olsaydı iktidarı eleştiri bombardımanına tutarak bu Siyonist projenin hayata geçmesine engel olurlardı. Ama iktidardaki İslamcıların başında da Erbakan gibi milli birisi olmalıydı. İşte bu yüzden içerideki işbirlikçiler sayesinde önce parti iktidardan uzaklaştırılarak ikiye bölündü, takiben ülke seçime götürülerek AKP İktidara taşındı.

Oltanın ucuna takılan Misak-ı Milli’yi hayata geçirme yemi, AKP Hükümetini Kuzey Irak’ta Barzanistan’ın kurulmasına göz yummaya ve Suriye’de Esad’ın devrilmesine çanak tutmaya ikna etti.

Irak’ı parçalanma operasyonuna 1991 yılında başlanmıştı. Bugün yarın Barzanistan ilan edilir. Musul-Kerkük petrol ve gaz bölgesine Barzani el koydu. Basra petrolleri Şiilere kaldı. Peki Türkmenler Irak’tan pay aldı mı? Yok. Sünni Araplara ne kaldı? Kan ve gözyaşı.

Şimdi gelelim 20 yıl sonra Suriye’nin ne durumda olacağına:

Golan’ı İsrail ilhak edecek.

Suriye’nin kuzeyinde Kürtler bağımsızlık ilan edecek. Zaman içerisinde Barzanistan ile birleşerek bizim Hatay’ı da içine alarak Akdeniz’e ulaştırılacaklar.

Peki Suriye’nin Sünni Arap nüfusuna ne kalacak? Filistinli kardeşleri gibi komşu ülkelerde mülteci olarak sürünme hakkına sahip olacaklar.

Peki Osmanlının bakiyesi Türkiye’nin yöneticileri bu duruma ne diyorlar:

“Trump’a teşekkür ederim ama lafta kalmasın…”

“Bunu (Suriye’ye yapılan füze saldırısı) olumlu buluyoruz ama yeterli görmüyorum. Artık ciddi ve netice almaya yönelik adımların zamanı gelmiştir…”

İngiliz, Alman ve Amerikalıların genleriyle oynadığı Müslüman Kardeşler ve Nakşi kökenli Siyasal İslam, Müslüman ülkeleri yıkıyor, halklarını perişan ediyor. Müslümanlar bu GDO’lu siyasal akımdan kurtulmadıkça barış içinde yaşayamayacaklar.

Yıkılan Müslüman ülkelerin önemli bir ortak özelliği var; tek adam yönetiminde parti devletine sahip olmaları. Bu tür rejimlerin dışarıdan yapılan baskılara direnmesi, saldırılara karşı koyması mümkün değildir. Düşünülenin tam aksine, dış saldırı ve baskılara en dirençli yapı koalisyon hükümetleridir. Batı, parlamenter sistemle yönetilen bir Müslüman ülkeyi kolay kolay yıkamaz.

Önümüzde bir referandum var bu tuzak bizi saldırıya açık hale getirmek için önümüze konuldu. Bakın bu ülkede 17-25 Aralık yargı darbesi girişimi oldu. PKK, iç savaş çıkartmak için çukur/hendek savaşlarına girişti. CIA destekli 15 Temmuz FETÖ darbesini hep birlikte yaşadık. Fethullah Gülen’i sözde müttefikimizden istedik; cevap bile vermedi. Sınırımızda PYD/PKK kantonlar kurdu. Fırat Kalkanı operasyonunu başlattık. Fırat kırmızı çizgimizdir; PYD/PKK Membiç’i terk etsin, Fırat’ın doğusuna çekilsin dedik. ABD, PYD/PKK’ya tanksavar javelin ve uçaksavar stinger füzelerini verdi. 200 günde 29 km ötedeki El Bab’a zor gittik; 19 tankımız vuruldu; 76 şehit verdik.

Müttefikimizin bize attığı bu kazıklar yüzünden Rusya’ya yanaştık, Şangay İşbirliği Örgütüne göz kırptık. Doları 4 TL yaptılar, Trump’a sarıldık.

Diyeceğim şu; kendisine atılan bu kadar kazığa rağmen, hasmına sığınan bir tek adam Türkiye’nin çıkarlarını nasıl savunacak?

Gerçekten de önümüzdeki referandum Türkiye’deki Müslümanların dünyalarını ve ahiretlerini tehlikeye atıp atmamaya karar verme seçimi olacak….

Osman Başıbüyük

Odatv.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s