SİYASİ DOSYA /// YAKUP MUSA : TÜRKİYE’de Başkanlık Sistemi (BÖLÜ M 2)

TÜRKİYE’DE BAŞKANLIK SİSTEMİ 2

TÜRKİYE Anayasada da belirtildiği şekilde ÜNİTER bir devlettir. Parlamenter Sistemdeki aksaklıklarına rağmen yönetim şekli ve ülkemize en yakışan, kuvvetler ayrılığına duyarlı, genelde başarıyla yürüyen bir rejime sahiptir.

“Cumhuriyet, parlamenter sistem bağımsızlık vasfı vazgeçilmez olan Türk Ulusuna en uygun yönetim şeklidir.”

Yeniden düzenlenmesi planlanan anayasada amaçlanan aksaklıklarına rağmen parlamenter yönetimden, sistemden vazgeçip, özerklik yani federasyon (parçalanma) amaçlanmaktadır. Bunu ‘bölünme’ olarak da değerlendirebiliriz. “ÜNİTER devlet yapımız bu amaçlanan, bize ithal edilmeye çalışan rejimle tamamen zıttır.” Önünde en büyük engeldir.

Başkanlık Sistemi’nin getirisi, “federatif devletlerden oluşan, birlik, bütünlükten uzaklaşmış, yine birlik ve beraberliği ortadan kaldıran bir yönetim amaçlanmaktadır.” Federasyon, Eyaletler Yönetimine geçiş ancak yeni anayasa ile ve devletin ÜNİTER, bölünmez, bütünlüğünün Anayasada değiştirilemez hükümler, maddeler arasında olmasına rağmen devletin idari şeklinin değiştirilip “Yeni TÜRKİYE” adı altında, halk bu yeni rejim/düzenden tafsilatıyla aydınlatılmadan/anlatılmadan, ama eski ÜNİTER, Türk Milliyetçiliğinden, Türklük kimliğinden uzaklaşıldığı kesin olduğu tahmin edilmesi zor olmayan (halkımızın yine bu getirilmek istenen yeni sistemden yeterli bilgisi ki kesinlikle yoktur, ve hiçbir hükümet yetkilisi ve basın tarafından da tam olarak getirilmek istenen sistemin ne olduğu, ne amaçlandığı net olarak açıklanmamaktadır!) “ÜNİTER TÜRKİYE Cumhuriyeti olmaktan çıkarılarak özerk/bağımsız Kürt Devleti (Büyük İsrail)nden oluşan yeni bir devlet kurulmasının amaçlandığı,“ şimdiye kadar izlemiş oldukları tutum, siyaset ve açıklamalarından kolayca anlaşılmaktadır.

Tabi “bu yönetim şekliyle artık ÜNİTER yapı tamamen ortadan kalkmış bulunmaktadır.” Parlamenter Sistem, muhalefet parti yapısı, durumunun ne olacağına dair tam bir açıklama olmayıp, fesih edilme durumuyla karşı karşıyadır.

Yeni TÜRKİYE diye sunulan özetle;

Türklük kimliğinden vazgeçilmiş, ‘içerisinde Türklük kavramı bulunmayan, ATATÜRK’ten arındırılmış içi boşaltılmış Milliyeti/Milli kimliği belli olmayan bir anayasa değişikliği’ düşünülmektedir. Şunu da belirtmek gerekir ki “bu mevcut yönetim şekliyle artık Milli/ÜNİTER, parlamenter bir devletten artık söz edilemez. ‘Milli duruşunu, Milli kimliğini kendi aldığı karar ile terk eden bir ülke dünyada görülmüş değildir’, bu da ancak aziz Türk Milletinde görülen bir durum olacaktır.”

TÜRKİYE Cumhuriyeti’ni oluşturan bunca ‘Türk nüfus yoğunluğu, Türk Halkına rağmen adeta görmemezlikten gelinerek Türklük unutturulmaya çalışılmakta,’ anayasada geçen “Türklük kavramı; TÜRKİYE’yi kuran herkesi etnik kökenine bakmaksızın, birleştirici şekilde Türk Halkı olarak nitelemiştir” ki ne yazık ki halkımız bu önemli, hayati, birleştirici, birbirimizi bir arada tutan Milli (Türk) kimliğimizden uzaklaştırılmak, yeni anayasada (Siyonist İsrail’in etnik kimlikten uzaklaştırma; ‘BOP Projesi’ne ne kadar uygunluk taşıdığı’ ayrıca bir tartışma konusudur.) amaçlanmaktadır.

12 HAZİRAN 2011 senesinde genel seçimlerden sonra hükümet “ABD’deki gibi başkanlık (ABD’deki gibi başkanlıkla, getirilmek istenen başkanlık arasında ortak hiçbir birliktelik yoktur!) ve iki partili sistemden yana olduğunu” referandum ile bunu gerçekleştireceğini daha o zamanlar söylemişti. Ama halkımız bu açıklamanın ne manaya geldiğini, ülkemize getireceği menfi, ÜNİTER devletten vazgeçme, federasyon (Devletçiklerden oluşan devlet yapısı) olduğunu mevcut bilgisi ile ne yazık ki bu tehlikeli durumu kavramaya yetmemişti.

Şunu unutmamalıyız ki;

‘Başkanlık Sistemi’ni ilk ortaya atan ve savunanın CIA kontrolündeki eşkiyabaşı ÖCALAN’dır.’ “Özerklik/bağımsızlık istemenin Siyonist Büyük İsrail’in kurulmasında ulaşabilecek kısa yolun Başkanlık Sistemi olduğunu ve bu yolun Başkanlık Sistemi’nden geçtiğini bilmemiz gerekir. Başkanlık Sistemi/rejiminin BOP Projesi’nin bir ayağı olduğu” unutulmamalıdır.

PKK ve eşkiyabaşının da Başkanlık Sistemi’ni savunduğunu unutmayalım. “Kürdistan’ın(!) (Büyük İsrail) Başkanlık Sisteminden geçmesi, kurulması için tek siyasi yoldur.”

Sadece bize özgü Başkanlık Sistemi’nin getirisi;

“Yasama, yürütme ve yargıya tamamen yönetimdeki başkanın tam hakim olmasıdır.” “TÜRKİYE’ye özgü bu Başkanlık Sisteminde; kuvvetler ayrılığı, sosyal hukuk düzeninin siyasallaştığı, tamamen başkana bağlı olduğu, içlerinin boşaltılabileceği, sadece adının kalabileceği, aynı zamanda başkanın kuvvetler ayrılığını oluşturan kurumları fesh edebileceği, her uygulamada kendi takdirini rahatça uygulalayabileceği, ülke yönetiminde her icraat ve uygulamasının soruşturulmadığı/soruşturulamadığı, denetlenmediği/denetlenemeyeceği, “TBMM’yi fesih yetkisine de sahip olduğu ve muhtemelende kullanacağı” dünya ülkelerinde sadece bize özgü bir yönetim biçimi olacağı şimdiye kadar izlenen siyasi girişimlerden anlaşılmaktadır.”

Bu mevcut uygulamalar neticesi artık demokratik rejimden söz edilmeyen bir durum oluşmakta, geri dönüşü de asla mümkün değildir. Mevcut sistem uygulandıkça eksik/aksaklıkları, Milli hiçbir değerin kalmadığı, Türklük kavramından, kimliğinden tamamen uzaklaşıldığı, Türk Halkına uymayan, özgürlükleri, çok sesli muhalefeti kısıtlayıcı, daha tahmin edemeyeceğimiz siyasi ve ekonomik yönden bize getireceği menfi etkileri kısa zaman içinde görüleceği kesindir.

TÜRKİYE’nin yakın Cumhuriyet ve öncesi siyaset tarihi incelendiğinde; “kesinlikle Başkanlık Sistemi bize uymayan bir sistemdir.”

“Başkanlık Sistemi genel olarak işleyişi açısından içişlerinde serbest, dışişlerinde merkeze bağlı, kendi ordusu, güvenlik güçleri hatta bayrağı olan devletçikler Başkanlık Sistemi’nin genelde siyasi yönetimidir.”

Ortadoğu ülkeleri, bir tür Başkanlık Sistemi, feodal sistemle yönetilmektedir. Bu ülkelerde siyasi huzursuzluk, cinayetler, kanla dolu, her gün birçok insanın ölmesiyle sonuçlanan kesinlikle huzurun hakim olmadığı bir siyasi ortam mevcuttur. “Bu ortamın oluşturulmasında dış siyasi güç ve servislerin parmağı olduğu kesindir.” Feodal sistemdeki boşluklar neticesi yabancı gizli servis, ajanların ortada kol gezdiği, kesinlikle güven, istikrar, can ve mal güvenliğinin olmadığı tam Siyonist İsrail’in istediği siyasi ortamdır. Bu menfi durum Başkanlık Sistemi ile bize de ithal edilmek istenmektedir(!)

“İsrail kesinlikle bölgesinde ve dünyada ÜNİTER devletlerin varlığını istemez.” Bölünmüş, parçalanmış, eyaletlere ayrılmış devletlere hükmetmek daha kolaydır. Avrupa’da ÜNİTER devlet yapısına rastlamak mümkün değildir. Her ülkede eyaletlere ayrılmış yönetimlerde Siyonist siyasetlerini kabul ettirmeleri oldukça kolaydır. Ama “ülkemizdeki gibi merkeziyetçi/ÜNİTER yapıya sahip ülkeler üzerinde etkisi oldukça güçtür.”

İsrail, dünya ülkelerindeki yerli işbirlikçiler eliyle Ortadoğu, Avrupa ve dünyada bu operasyonunu gerçekleştirmiştir.

Geçen yapılan seçimden sonra ve halen günümüzde başka ekonomik, siyasi vs. sorun yokmuş gibi “Başkanlık Sistemi” hızlı bir şekilde siyasal gündeme sokulmuş, hükümet almış olduğu oldukça yüklü oy potansiyeli ile Türk siyasi rejimini tamamen değiştirmeyi kendisinde yetki görmektedir. Basın, tv.lerin geneli de Başkanlık Sistemi konusunu destekleyici bir tutum içinde olmaları, bir arada dile getirmeleri tesadüflerle asla izah edilemez.

Halkımızın ülkemizin ÜNİTER yapısını değiştirecek bu rejim değişikliği girişimini göreceğini, bunun yürürlüğe girmesine engel olacağı kanaatindeydik. Fakat geçen seçimlerde % 50’ye yakın oy verilmesi kanaatlerimizi, ümitlerimizi boşa çıkarmıştır. Türk Halkının Başkanlık Sistemi ve getirisi olan “federasyon sisteminin” “bölünme olduğu” konusunda bilgisi yok derece azdır. Federatif yapı ancak TÜRKİYE’yi bölmeye, büyük İsrail’in kurulmasına kolaylık sağlayacağı, İsrail’i Ortadoğu’da rahatlatacağı, Siyonist operasyonlarına daha rahat devam etmesine yarayacağı muhakkaktır.

Aynı zamanda, “Başkanlık Sistemi Projesi Siyonist İsrail’in BOP Projesi çerçevesinde yer almaktadır.”

“Bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyoruz ki Siyonist İsrail dünyada kesinlikle ÜNİTER rejim ile yönetilen devletler istemez, site, şehir devletleri onun dünyada yerleştirmek istediği yönetim şekilleridir.!”

G-20 Devletler Topluluğunda içerisinde 10 ülke Başkanlık Sistemiyle yönetiliyor söylemlerinde bulunularak halk yanıltılmaktadır. Bu 10 ülkenin “TÜRKİYE gibi ÜNİTER devlet olmadığı, çeşitli, içlerinde devletlerde bulunan yönetim yapılarına sahip federal devletlerden oluştuğu, özerk yapılar ile yönetildikleri halktan gizlenmektedir!”

“Ülkemizde federatif yönetime gitmek/Başkanlık Sistemi için hiçbir siyasi sebep, ihtiyaç bulunmamaktadır!”

Zaten “ÜLKE MENFAATLERİNE FAYDALI BİR REJİM OLSAYDI ATATÜRK BAŞKANLIK SİSTEMİNİ KENDİ GETİRİRDİ” ki o zamanlar ortam, siyaset buna çok müsaitti. Ama ulu önder bu ülke menfaatlerine uymayan devlet düzeninin getirisini daha o zamandan görmüş, parlamenter rejimde karar kılmıştır.

“TÜRKİYE’de uygulanmak istenen Başkanlık Sistemi dünyadaki örnekleri gibi değildir.”

“Bize özgü, ‘ABD örneğinde olduğu gibi bir kontrol mekanizma, sistemi olmayan tek adam yönetimine dayanan, aynı zamanda değil Başkanlık demokratik hiçbir yönetim sistemiyle alakası olmayan, sorgulanmayan/sorgulanamayan’ bir sözde yönetim şekli uygulanmak, dayatılmak istenmektedir.”

“Bize, TÜRKİYE’ye özgü sözde Başkanlık Sisteminin örneklerini geri kalmış, ‘zerre kadar gerçek İslam Hukuku ile alakası olmayan’ ABD, İsrail’in müstemlekesi Ortadoğu ülkelerinde görmek mümkündür.”

“Demokratik ülkelerde, örneğin ABD’de Başkanlık Sisteminin kontrol ve denetleme mekanizmaları mevcuttur. Bunların en önemlileri kesin çizgileriyle birbirinden ayrılmış kuvvetler ayrımı, çift meclis ve yüksek yargıdan oluşmaktadır. Buna benzer bir şekilde bir demokratik Başkanlık Sistemi getirilmek istenmemektedir!”

(Getirilmek istenen Başkanlık Sistemi zaten amaçlanan dönüşümü tamamlayarak, demokratik, parlamenter rejimi, kuvvetler ayrılığını ortada kaldıracak, TBMM’yi fesih etme yetkisine haiz, en azından bu kurumları işlemez duruma getiren, içini boşaltan TÜRKİYE’ye özgü, Başkanlık Sistemi (bölünme/federalizm çünkü sistemin kaçınılmaz getirisidir) adı altında rejim/siyasi düzen getirilmek istenmektedir.

“Sorgulanmayan/sorgulanamayan kuvvetler ayrılığına dayanmayan, bu kurumlar tarafından denetlenmeyen/denetlenemeyen, icraatleri konusunda tamamen serbest olan sadece TÜRKİYE’ye özgü bir sistem Başkanlık Sistemi/rejimi ile uygulanmak istenmektedir.”

Bu yeni rejim/yönetim, gayri demokratik sistemde 27 MAYIS Darbesinin müspet ürünü ve çok mühim, ülke güvenliğini, çıkarılan yasaların Anayasaya uygunluğunu tetkik eden Anayasa Mahkemesini ortadan kaldırmakta, yine kuvvet ayrılığını temsil eden her kurum gibi işlemez duruma getirebilecek (Halen mevcut görev ve denetleme çalışmaları ile görevini yapamaz duruma şimdiden getirildiğini, siyasallaştığını aldığı kararlardan kolaylıkla varabiliriz!)

Sistem, “Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi gibi Cumhuriyetin teminatı, değişmez Cumhuriyeti kollayan temel kurumlarını ortadan kaldıracağı, en azından işlemez, içlerinin boşaltılacağı bir sistem/rejim olacağı gözükmektedir.”

“Zaten bu kurumlar halen mevcut görev itibariyle vazifelerini yapamaz duruma getirilmiş, yeni Başkanlık Sistemiyle tamamen ya lav edilecek ya da çalışamaz/görev yapamaz, adı kalmak suretiyle içi boşaltılacaktır. Bu durum halen fiilen de başlamış, tek adam kontrolüne şimdiden girmiş bulunduğunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görmekteyiz.”

ABD Başkan Yardımcısı Joe BİDEN ABD’nin gerçek başkanı olarak da bilinmektedir. Dönemin Başbakanı DAVUTOĞLU ile Dolmabahçe’de düzenlediği ortak basın toplantısında, “Biz TÜRKİYE ile el ile eldiven gibiyiz” sözleriyle esas niyet/amaçlarının ne olduğunu da itiraf etmiştir. Kendisinin ayrıca, “Kediyi yüzmenin değişik yolları var.” sözü de meşhurdur.

BİDEN yapmış olduğu görüşmelerde, TÜRKİYE’yi müstemleke devlet yerine koymuş, AKP, CHP ve HDP milletvekillerini toplamış, verdiği mesajlarda:

1. Çözüm sürecinin (bölünme) tekrar başlatılması, (Dönemin Başbakanı DAVUTOĞLU’nun yeniden çözüm sürecine dönmeye ilişkin söylemleri ABD/İsrail’in çözüm/bölünme sürecinde ısrarlı/kararlı olduğunun, Cumhurbaşkanı ERDOĞAN’ın karşı çıkmasına rağmen yeniden yürürlüğe konmak istenmektedir. Aralarındaki farklılıkların sadece çözüm süreci ile sınırlı olmadığını da burada belirtmek gerekir. Y.M.)

2. Başkanlık Sistemi, (İsrail dünya ülkelerinin Başkanlık Sistemine göre yönetilmesini ki ‘anılan sistem federasyonu yine sistemin gereği getirmektedir’, yani ülke yönetiminde ÜNİTER yapıdan vazgeçilmesini gerektirmektedir.)

3. Yeni Anayasa(!), (Başkanlık Sistemi için anayasanın değiştirilmesinin dahi teklif edilemeyeceği ilk dört maddeye rağmen yine de değiştirilmesi)nın yapılması.

BİDEN, ANKARA’da ve AKP ve HDP’lileri aynı masaya oturtarak ‘adeta müstemleke devlet valisi gibi tavır koyarak çözüm (bölünme) sürecinin yeniden başlatılmasını’, bu anlaşma ile, ‘AKP’ye Başkanlık’, ‘BDP (PKK)ye de özerk/bağımsız devlet yolu’ açılmak suretiyle her iki tarafın da istekleri yine Siyonist BOP Projesi (Büyük İsrail) kapsamında karşılanmış/gerçekleştirilmiş olacaktır. Bu durumdan her zaman olduğu gibi Siyonist projede kazananın İsrail olduğunu, mevcut istek ve uygulamalar ile TÜRKİYE’nin de bölünme yolunda hızla ilerlediğini olay ve gelişmeleri incelediğimizde görmekteyiz.

“İsrail ile zaten hiç bozulmayan ilişkilerin” (halka bozulmuş gibi lanse edilmiştir) hızla düzeltilmesi, ülke siyasetinin İsrail’in siyasi çizgisinde bulunacağı, sunulacağı daha kesinlik kazanmaktadır.

Dönemin Başbakanı DAVUTOĞLU, BİDEN ile İSTANBUL’da yaptığı görüşmede sınırlarımızda PKK ve IŞİD ve rejim güçlerini (kastedilen meşru(!) CIA/MOSSAD destekli sözde SURİYE Ordusudur) istemiyoruz sözleri üzerine sınırda IRAK’ın kuzeyinden sonra SURİYE’nin kuzeyine de yerleşen ABD/İsrail destekli terör örgütleridir. (TÜRKİYE’nin olmazsa olmazı Kırmızı Çizgileri tamamen ortadan kaybolmuş, hatta değil TSK, siyasilerden bile dünü hatırlayan kalmamıştır. Siyonist BOP Projesi tamamen bu vazgeçilmiş savunma durumunu ortadan kaldırmış, silmiştir! (Bu oluşum ve yapılanmada ANKARA’nın göz yumduğuna, desteklediğine dair haberler yayınlanmıştır.)

Bölgede “Yahudi asıllı BARZANİ’den” başkası kalmamakta, komşu olarak onun görülmek istendiği anlaşılmaktadır. BARZANİ bilindiği üzere Akdeniz’e açılması istenilen Kürt Koridoru (Büyük İsrail) açılması peşinde İsrail menşeli siyaset izlemektedir.

Buradan çıkarılan sonuç, sınırda Siyonist destekli “Yahudi asıllı BARZANİ’nin” sözde devletinin istendiği (ABD, İsrail’in de istediği budur, zaten AKP ve ABD/İsrail’in hiçbir zaman ortak siyasetlerinin değişmediğini de göz önünde bulundurmak gerekir), tüm siyasi gelişmeler ve olaylar bir bütün olarak incelendiğinde yine ABD ve hamisi İsrail’in karlı çıktığını, BOP Projesi kapsamında ilerleme yaptıklarını, kazandıklarını görmekteyiz.

ABD, resmen PKK, PYD’yi, bölgedeki silah arkadaşı, kuvveti ilan etmiştir. PKK, PYD silah bırakmak istese de hamisi ABD/İsrail asla bu durumu kabul etmez, bu örgütleri kuran kendileri olduğu için her türlü eylem, oluşum, tavır yine ABD, İsrail tarafından belirlenmekte, örgütlerin üzerinde her türlü tasarruf hakkı (ABD/İsrail) tamamen ellerindedir.

ABD’nin genel Ortadoğu ve TÜRKİYE politikası; “kurulacak Kürdistan üzerinden Ermenistan’a ulaşarak, Rusya’nın kontrol altına alınması, sıcak denizler siyasetinin engellenmesi, bölgede Siyonist İsrail’in rahat bırakılması ABD/İsrail’in ortak siyasetleridir. BOP Projesi tüm bu istekleri kapsayan projenin genel adıdır.”

“ABD, Kuzey Irak’ta sözde bağımsız/özerk Kürt Devleti aldatmacasıyla aslında İkinci İsrail’i kurmaktadır.” Bu şer yapılanma bölgede sadece TÜRKİYE için değil tüm Ortadoğu için bir tehdit, tehlikedir. ABD’nin bölgede İsrail’i destekleme planları, BOP Projesi kapsamında başta TÜRKİYE ve Ortadoğu ülkeleri dahil 22 ülkenin sınırlarını değiştirecek Siyonist proje daima bölgede büyük tehdit oluşturmaktadır. Bölgeden ABD elini çekmediği, emperyalist, Siyonist eksenli siyasetini sürdürdüğü müddetçe asla Ortadoğu’ya ve ülkemize barış gelmeyeceği kesindir.

BOP Projesi’nin esas hedefinin TÜRKİYE olduğu, TÜRKİYE’nin parçalanması, etkisiz hale getirilmesi için planlandığı, ABD/İsrail’in Ortadoğu’daki amaçlarını uygulamanın önündeki engel biz görüldüğümüz için hazırlanmış, az önce yazdığımız gibi bize karşı kurgulanmış proje olduğunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyoruz.

Görüldüğü üzere, “bölünmenin yolunun Başkanlık Sistemi’nin TÜRKİYE’ye getirilmesi suretiyle hızla açılacağı, gerçekleşeceğini, BOP Projesi’nin başarısının buna bağlı olduğunu, Ortadoğu’da projeye engel en büyük gücün (TÜRKİYE) mevcut Siyonist kökenli rejimin (Başkanlık Sistemi) getirilmesi sayesinde başarıya ulaşma oranının artacağını görmekteyiz.”

“Ortadoğu’daki ve TÜRKİYE’deki tüm menfi gelişmelerin BOP Projesi kapsamında geliştiğini” bir kez daha hatırlamakta fayda görmekteyiz.

Ülkemizde yaşayan diğer etnik kökenli vatandaşlarımızın birbirleriyle hiçbir sorunu, alıp veremediği yoktur. Sanki böyle bir sorun varmış gibi suni sorunlar oluşturulmaktadır. (Bu basit bir CIA oyunu olup, başta Ortadoğu olmak üzere dünya ülkelerinde oynanan bir oyun/senaryosudur.) Kaynağı dışarıda şer projeler Cumhuriyet döneminde hiç bu kadar yürürlüğe konulmamıştır. Siyonist projeler zamanında Osmanlıyı da yıkmış, şimdi aynı oyun TÜRKİYE Cumhuriyeti’nde de yine sahnelenmektedir. Bütün bu uygulamaların hepsinin BOP Projesi çerçevesinde uygulandığı bir gerçektir. İslam ülkeleri ve özellikle SURİYE, AFGANİSTAN’da ve benzeri plan/olayların bir benzerinin de İRAN’da meydana getirilmeye çalışılması tüm bu karışıklıkların ve emperyalist saldırıların da “BOP Projesi”nin uygulaması olduğu unutulmamalıdır. Başkanlık Sistemi/rejimi, ülkemizde bize uygulanmak istenen bu saydığımız girişimlerin hepsi BOP Projesi kapsamında yer almaktadır.

“Başkanlık Sistemi zaten kendisi federasyon yapısı ile bölünmeyi getiren Siyonist İsrail’in istediği/kurduğu sistemdir!” Kesinlikle birleştirici, bütünlüğü sağlayıcı, Millici tek bir getirisi yoktur ve olamaz, sistem kesinlikle Milliciliğe, Ulusalcığa, Türk Halkın menfaat ve çıkarlarına, yine her zaman yazdığımız gibi Türk Milletinin Milli, dini yaklaşım, değerleriyle hiçbir zaman örtüşmemektedir. Buna mukabil bu tespitimize aksi düşünce, CIA/MOSSAD siyaseti ile örtüşmektedir.

Hükümet kanadından ise yapılan açıklamada: “Başkanlık Sistemi gelmezse TÜRKİYE ‘nin bölüneceği” değerlendirmesinin yapıldığı, Başkanlık Sistemi (AKP anlayışına göre) gelmezse bölünme olur, değerlendirmesi incelendiğinde, sistem kendisi zaten bölünme/parçalanma esasları üzerine kuruludur. 2002 senesinden beri hukuken olmasa da ülkemiz zaten TÜRKİYE’ye özgü bir şekilde Başkanlık Sistemi ile yönetilmekte, yönetimin getirisi siyasi ve ekonomik çıkmazlar, başarısızlıklar, olumsuzluklar herkesin malumu olup, bir çözüm olmadığı fiilen şimdiden kanıtlanmış/ispatlanmış durumdadır. Hukuken kabulünde de durumun değişmeyeceği, ülke sorunlarına çözüm olmak bir yana daha fazla çözümsüzlükler oluşturacağı halen geldiğimiz durumdan şimdiden bellidir.

“Bölünmenin olmayacağı/olamayacağı, sistem olarak engel teşkil eden, “tek devlet, tek millet, tek bayrak düzeninin ancak parlamenter, ÜNİTER yönetime sahip TÜRKİYE Cumhuriyetidir.” Bunun dışında Başkanlık Sistemi zaten getirisi federasyon olduğundan bölünmeyi sistem kendiliğinden getirecektir. Bölünme/parçalanmanın siyasi şekli Başkanlık Sistemidir.”

“Bu bölünme siyasi rejimini dünyada isteyen de Siyonist İsrail’dir.” ÜNİTER, parlamenter sistemi (ülkemizde halen mevcut siyasi sistem) istemeyen, Siyonist İsrail ve onun yerli ve yabancı işbirlikçileridir!

Çok tehlikeli bir dönemden geçiyoruz. Sağduyuya en çok ihtiyacımızın olduğu, vatanımızın üzerinde çok büyük tehlikeli oyunların oynandığının bilincinde olmalı Siyonist tertiplere kanmamalıyız.

Unutmamalıyız ki, izleyeceğimiz Millici politikalar tek kurtuluşumuzdur. Başkanlık Sistemi, federasyon kesinlikle Türk Milleti/Devletinin yararına değil aksine yıkılmasına, karışıklıklara, devlet otoritesinin kuvvetler ayrılığının ortadan kalkmasına neden olacağı, getirisi Siyonist ve emperyalistlerin tutsağı olmamız, müstemleke devlet durumuna düşürülmemizdir.

16 NİSAN 2017 senesinde yapılan referandumun sonucu verilen Evet oyları neticesi kabul edilen yeni sistem/rejimin, sadece bize özgü uygulamasıyla devlet ve millet olarak getireceği menfi durumları hep birlikte göreceğiz. Yukarıda yazdığımız ülke ve millet aleyhine menfi gelişmeleri hatta daha fazlasını yaşayacağımız kaçınılmazdır. Halkımız bu durumu görmemiş, gereği gibi kendisine hükümet, muhalefet, basın tarafından anlatılmamış, anlatılmaktan kaçınılmıştır. Aksaklıklarına rağmen parlamenter rejimin, kuvvetler ayrılığının, demokrasinin farkını yaşayacağımız ülke ve millet aleyhine menfi siyasi, ekonomik gelişmeler bize daha iyi öğretecektir.

Selam ve saygılarımla.

Yakup MUSA

17.04.2017

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s