GÜNDEM ANALİZİ /// NURETTİN ŞİMŞEK : Önce ve sonra, asrın özeti

Önce ve sonra, asrın özeti

Nurettin Şimşek

Çoğunluğu en zenginlerdenve birkaç haham ve keşişten oluşan konseyler konseyi var.

( Amerikan’ın tepesindeki 3 kişi: ABD Devlet başkanı, Başkan yardımcısı, diğeri sır gibi saklanıyor, İngiliz Kraliyetinden Kraliçe ile birlikte iki kişi ve İsrail devlet başkanın BİLDİĞİ bu konsey dünyanın gelecek bir asırlık projesini şekillendiriyor.)Önce konsey akçe ve din ortaklığıyla bir karar alıyor. Sonra bu karar ( uygulanacak proje) konseydeki sekretarya vazifesini gören bir zengin vasıtasıyla kimsenin yerini ve zamanını bilmeyen bir günde ABD devlet başkanına söylüyor. ABD devlet başkanı önce yardımcısıyla enine boynu istişare edip, akabinde İngiliz Kraliçesi ve İsrail devlet başkanıyla uzun uzadıya analizlerini yaptıktan sonra işi istihbarat örgütlerine havale ediyorlar. İstihbarat örgütleri de önce etraflıca toplantı üstüne toplantı yaptıktan sonra yavaş yavaş sahaya inerler. Düşünce enstitülerine ihale verirler. Hangi ülkeyi hangi, teknik ve taktiklerle yakıp yıkmak için. ( Bütün bunlar hayal ürünü değildir. Yüzde yüzü doğrudur ve maalesef gerçektir.)

Sözüm ona onlarca akademisyenden oluşan düşünce evleri (thınk tank: bunlar finansal manipülasyon yapar ve siyasi kaoslara zemin hazırlığı projelerini öylesini milimetrik hazırlar ki; istihbarat örgütlerinin işi kolay olsun diye.) sahadaki ajanları vasıtasıyla dünyadaki ilgili ülkelerden saha ve zemin araştırması yaptıktan sonra merkeze ( thınktnak kurulularının merkezine ) bilgi akışı sağlarlar bu ajanlarstk gönüllüsü, çevre derneği yetkilisi, gazeteci, yazar, seyyah, balayına çıkmış çift kılığında dolaşır ve yeterli bilgiyi toplarlar. Ve bu düşünce kuruluşlarının merkezi, bu bilgileri süzgeçten geçirdikten sonra rapor halinde ADB ve İngiliz devletlerinin istihbarat merkezlerine sunar ve bu ihaleyi bitirmiş bir sonraki ihale için başka bir devlette zemin oluştururlar. ( Örneğin Sudan, Yemen, Afrika ülkeleri ya da Ortadoğu ülkeleri bu işlerin merkez üssüdür.)

İhalesi alına son ülke Suriye, daha doğrusu uygulamada olan son ülke Suriye’dir, oysaki şu anda dünyanın birçok ülkesinde bu çalışmalar yapılır… ( Bu çalışmaların devletlere sızma, kırk elli yıllık projeler vasıtasıyla devletleri ele geçirme taktikleri de var, bir başka yazıda bunu detaylıca kaleme alacağım) (özet geçiyorum)

Sonra ne mi olur, Halep’in arka sokaklarında homurdanmalar olur, gençlerle kafelerde kahve içilir, nargile çekilir, pembe hayaller kurdurulur, devrim argümanlarıanlatılır aktarılır, gençlerin hayalleri hiç olmadığı gibi kabarır, (hap alma ve sınırsız kafa çekme de bedava tabii kidesine…) gençler sanır ki isimleri dünya tarihine altın harflerle kazılacaktır. Ardından ufak tefek takışma tartışma olarak algılanan küçük çapta eylemlere dönüşür. Ama kurgusu ve finansı muazzam derece hesaplanan bir harita çizme hesabı olduğunda habersiz gençler ‘‘cüretle”eylemlere girişir. Eylemler olaylara dönüşür. Birkaç gün sonra haber merkezlerine ‘gençler dünyayı aşkla ve barışla ve hürriyetle dönüştürmek istiyor’ bu spotla servis edilir olayların akışı. Bu haberlerle insanlar ne olup bittiğini bilmeden, harita ve petrol savaşlarının bir başka boyutuna geçilmiş olur.

Engellenemez bir kaosa sürüklenir kentler. Kadınlar pazara inemez olur, inebilen de domates dahi bulamaz olur. Ama çok rahat bulunabilecek keleşlere rastlayabilirsiniz pazarlarda. Pazara inemeyen kadınlar ertesi gün çocuğunu evde bulamayacaktır. Çocuğunu bulmaya çıkan babanın cesedi sokaklarda görülmüş olacak. İlkin kimse bu ateşin kendisini de yakamayacağını düşünür. Olaylar derinleşir. Kızıl bir gizli savaşa başlanmış olur. CNN İnternational bir yayın yapar 500 milyon insan duymuş olur Halep’te neler oluyor diye. ABD birkaç kamyon domates, patates ve birkaç konteynır un gönderir, sözüm ona insani yardım diye. Ama bu sırada kan gövdeyi götürmüş olur. Kim kimi niye vuruyor hiç kimse bundan haberdar değildir. Bu işi planlayanların dışında. Halep’in sokaklarına çıkmak mümkün olmayacaktır bir süre sonra. Ölümler öldürmeler hızla artacak, uluslararası kuruluşlar ‘biz bu ölümlere rıza gösteremeyiz’ der, acil koduyla toplanırlar, ama bu toplantılar aylar sürer ve en ufak netice alınamaz; ama bu arada ölüm, öldürme, kaos Halep’ten diğer kasaba ve kentlerine taşmış olur. Tam da bu süreçte, bazı uluslararası kuruluşlar ‘müdahale’ der. Bunu der demez, ülkeyi onlarca ne olduğu, kim olduğu belirsiz gibigörünen örgüt kaplar ve diğer devletler müdahaleyi acil görür. ( Bu arada devletinize önceden sızdırılmış ajanlar vasıtasıyla tabi eğer sizin devlet başkanınız uluslararası devletlerin itliğini yapmıyorsa, bu şekilde devletinizin teyakkuza geçmesi engellenir, devlet kilitlenmiş olur.) Artık bu iş birçok devletin olaya el atmasına dönüşür ve bir bakarsınız ki iş küçük bir sokak homurtusundan çıkmış ve petrol ve harita savaşlarına dönüşmüş olur.

Sonra daha çok şey olur da ben bizi ilgilendiren kısmıyla devam edeyim. Sonra şu olur: Bir süre önce domates ve patates almak için indiğiniz pazarda komşunuzun kızı satılmış olur, bir aşağıdaki mahallede bir diğer komşunuzun önceden kaçırılmış ve tecavüze uğradığı haberlerini aldığınız kızın pazarda parçalanmış cesedine rastlanıldığı haberini alırsınız. Siz kendi çocuklarınız için endişe duyarken Hama’da kalan abinizin evinin bombalandığını abinizin iki çocuğuyla parçalanarak öldüğünü ve yengenizin nerede olduğunu, maalesef hangi caninin koynunda olduğunu birgün duymuş olursunuz. Şoke olursunuz. Beyin dipleriniz acır, sinir sisteminiz çöker, kronik vakaya dönüşürsünüz; ama çocuklarınız için ayakta kalma durumunda hissedersiniz ve ayakta durursunuz. Tam bu düşünceler beyninizi kemirirken siz tam bir kaosun merkezinde kentinizi görür ve artık burada yaşanılamayacağına karar verirsiniz. Zengindiniz, varlıklıydınız, Eşinizavukat siz de bir anaokulunda öğretmendiniz; ama nafile artık ne mesleğiniz ne de işiniz ne de kentiniz, ne de güvenliğiniz kalmış olur; ama bu arada sizi sizden daha çok düşünen uluslararası kuruluşlarının kentinize diktiği mobil fırınlardan size ekmek dağıtılır buna bile şükreder durumda olursunuz.

Ülke tam bir cehenneme dönmüş olur. Hala inanamıyorsunuz olup bitenlere. Camileriniz karargahlara dönüşür, bir başka camide ceset toplama merkezine dönüşmüş olur. İki sokak aşağıdaki okul daha dün pazarda karşılaştığınız insanların sığınma evine dönüşmüş olur. Biraz daha arka mahallelerde kaybolan kızların tecavüz ve infaz haberleri gelir, kiminin videolarını görürsünüz. Yaşadığınızı hissetmeniz mümkün olmayacaktır. Ertesi gün varil bombası saldırısından kurtulduğunuza şükredersiniz ama kentinizde yaşayan insanların üçte ikisi hayatta olmamış olacak ve bu istatistikleri küçük bir radyodan duymuş olursunuz. BM müdahaleye çağrılır, BM’de toplantı üstüne toplantı yapılar. Ama netice alınamaz. Ölümler devam eder, bir gün uzun zamandır görmediğiniz bir tanıdığınızı görürsünüz, Humus’tan göç etmiş olur Halep’e; ama Halep’in Humus’tan beter olduğunu o akrabanız da görmüş olur. Bu manzara karşısında şaşkınlığına şaşkınlık katılmış olur; ama daha fazla beklemeden Humus’tan gelen akrabanız size bir haber vermek zorunda hisseder kendini. Oysa ki siz Halep’te ölüm kalım mücadelesi verirken akrabanız size söyler: babanız ve annenizin evi varil bombasıyla vuruldu ve sizinkiler kıl payı kurtulmuş der, size tam rahat bir nefes aldığınızı düşünürken, ekler: ve bir sonraki günde Humus’a yağdırılan kimyasal bombalarla anne ve babanızın vücutları koca koca baloncuklarla dolu bir şekilde, gözleri akrepleşmişçesine, karınları onlarca parçaya yarılmışçasına ölmüş olduğunu kulaklarınızla duymuş olursunuz. Zaman ve kâinatı elleriniz parçalamak istersiniz ama nafile, koca bir nafile… Suriye parçalanmış, perişan olmuş olur… milyonlarca insan başka ülkelerde sığıntıya dönüşmüş, milyonlarcası ölmüş, milyonlarcası protezlere mahkum olmuş olur…Ortada Suriye diye bir devlet kalmamış olur… Size demokrasi gelmiş olur… Konsey, Suriye’deki işini mutlak başarıyla tamamlatmış olduğunun keyfini çıkararak havuz başında kahvesini höpürdetirken çocuklarının havuzda kulaç attığı zevkle izlemiş olur…

Olay budur…

Türkiye’de de bunu yapmak istiyorlar…

Hayal ürünü gibi değil mi…

Iraklılar da önce böyle düşündü, Suriyeliler de sonradan böyle düşünmüştü…

Kürtleri, Türkleri, Arapları, Sünnileri, Şiileri, laikleri, muhafazakârları, mini eteklileri, çarşaflı burkalıyı kimsenin düşündüğü yok, kimsenin bize üzüldüğü yok, aklımızı başımıza devşirmezsek aynısını, ama tıpatıp aynısını bize de yaşatacaklar… Yaşatmak için azami çaba sarf ettiklerini görmemek için neden gayret gösteriyoruz. İçinde bulunduğumuz zenginliği ve rahatı düşünün ve BM’nin diktiği prefabrik kaplarda domuz yağı katılmış çorbadan bir tas çorba fazla almak için göstereceğimiz çabayı düşünün. Tam da bunu bize yaşatıyorlar…

Yazık, yazık olacak bize de…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s