TARİH : EVLİYÂ ÇELEBİ SEYAHATNÂMESİ’NDE CEM SULTAN EFSANESİ

Başak Öztürk Bitik

Bilkent Üniversitesi – Ankara

Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme’sinde Fransa krallarının Osmanlı şehzadesi Cem Sultan soyundan geldiği iddiasını okuruna aktarır. Ancak Evliyâ, böylesine iddialı bir savı ilk cümlede söylemek yerine, kurguladığı hikâye ve başvurduğu anlatı teknikleri yardımıyla, okuru anlatacaklarının doğruluğuna hazırladıktan sonra verir. Bu bildirinin amacı, Evliyâ’nın yazılı kaynaklarla sözlü kaynakları harmanlayarak, oluşturduğu kurgunun yardımıyla Cem Sultan’ı nasıl efsaneleştirdiğini göstermeye çalışmaktır.

Döneme dair yazılı kaynaklar Fatih Sultan Mehmed’in ölümünün ardından Cem Sultan’ın II. Bayezid ile yaşadığı taht mücadelesini kaybederek, ömrünü Osmanlı toprakları dışında geçirdiği bilgisini verir. Mısır üzerinden başladığı yol-
culuk Mekke, Rodos, Nice, Roma gibi şehirlerin ardından 1495 yılında Napoli’de ölümüyle sonlanmıştır. Bu yolculuk Evliyâ Çelebi’ninkinden şüphesiz farklıdır; zira taht hakkını arayan şehzade Rodos Şövalyeleri, Papa ve en nihayetinde Fransa Kralı elinde Osmanlı’ya karşı koz olarak tutulduğundan bir tür esaret hayatı yaşamıştır. 36 yaşında noktalanan maceralı, trajik hayatı sadece çağımızın tarihî romanlarında değil, 17. yüzyılda Evliyâ Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde efsaneyle karışık bir anlatıda da yer bulmuştur.

Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme’nin birinci cildinde İstanbul’un fethini anlatırken ara verir, başka bir hikâyeye geçer. Osmanlı ve Fransa kraliyet ailesi arasında akrabalık ilişkileri olduğunu iddia eden bu bölümde, Cem Sultan ve II. Bayezid’in annesinin Fransa kralının kızı olduğu söylenir (I.28b). Tarihî kayıtlarda rastlanmayan Fransa kralının kızı bilgisi, hikâyenin sonunda Fransa kralı olacak Cem için kurgusal ilk adımdır. Cem ve Bayezid’in annesinin farklı kişiler olduğu, ayrıca Cem’in annesinin milliyetinin kesin olarak saptanamadığı bilgisi bu konuda yapılan çalışmalarda yer alır (bkz.Ertaylan, 1-4). Oysa Evliyâ, son derece güvenilir olduğunun altını çizdiği sözlü kaynağına dayanarak ve deliller sunarak kendisinin de bu anlatılana inandığını okura gösterir. Bunun için; yer, zaman, görgü tanığı gibi detaylara yer verme, her şeyi bilen anlatıcının söylemini karakter anlatıcı ağzından tekrarlayarak doğrulama, anlatı zamanında ileriye atlama ve geriye dönüş gibi tekniklere başvurur.

Bu noktada, Evliyâ gibi anlatıyı kesip, efsane türünün öne çıkan bazı unsurlarına değinmek yararlı olacaktır. Folklore ansiklopedisindeki “Legend” (Efsane) maddesinin yazarı Linda Dégh, efsane anlatılarının oluşturulmasında; kahramanlarının ve görgü tanıklarının isimlerinin verilmesi, zaman ve mekân belirtilmesi, çevresel koşulların detayla ortaya konması gibi deliller sunularak olayın aktarıldığına dikkat çeker. Bu noktadan sonra anlatıcı ya kendi başından geçtiğini söylediği ya da güvenilir, saygın bir kişinin yaşadığını belirttiği olayı anlatır. Anlatıma, olayın doğruluğu hakkında çok da belirgin olmayan hislerini ifade eden “bunun ne kadar gerçek olduğunu bilmiyorum ama”, “ben kendi gözlerimle gördüm” veya “çok dürüst bir adam, asla yalan söylemez” gibi yorumlar eşlik eder (488). Efsane anlatımının bu özellikleri Seyahatnâme’deki Cem Sultan anlatısında bire bir görülür.

Seyahatnâme’de Cem Sultan’ın annesi ile başlatılan ve şehzadenin ölümünden sonra da Evliyâ’nın zamanına kadar uzanan bir çizgide kurgulanan anlatı ilk iki ciltte yer alır. Ancak dokuzuncu ciltte de Evliyâ’nın kısa bir özetle hikâyeyi tekrarladığı görülür. Hem ciltler arasındaki bu ilişkide anlatının hangi bağlamlarda verildiğini hem de her bir cilt içinde nasıl kurgulandığını incelemek Evliyâ’nın üslubuna ilişkin veriler sunacaktır. Evliyâ birinci ciltte, ilk olarak her şeyi bilen anlatıcı ağzından ve tarih metinleri üslubunda okuruna gerekli bilgileri sunar. Özetle, İstanbul kuşatmasının otuzuncu gününde Sarayburnu’nda demirleyen gemilere Müslüman gaziler saldırır. Elde ettikleri ganimeti ve gemide bulunan Fransa kralının kızını Fatih’e getirirler. Aslında “İslambol Konstantini”ne gelin olarak gönderilen bu kız, Fatih’in cariyesi olur (I.27b). Bu noktada anlatıcı değişir; her şeyi bilen anlatıcı gider yerine karakter anlatıcı gelir ve Evliyâ’nın sesi duyulur. “Sıhhat-i hikâyeyi beyan eder” başlığı altında babasının bir tanıdığı olan, kendisinin de çocukluğundan hatırladığı bir ismi tanık gösterir (I.28a). Bu kişi Sukemerli Kocamustafa Çelebi’dir. Onun hikâyesini aktarmadan önce Evliyâ, okuru bu anlatının doğruluğu konusunda hazırlar. Sukemerli için “Fransa kralı kızının akrabalarından olduğu muhakkak idi” diyen Evliyâ, delil olarak da ona Fransa kralından hediyeler gelmesini gösterir. Hatta bunlardan bazılarını Sukemerli, o zamanlar çocuk olan Evliyâ’ya da vermiştir.

Evliyâ, kaynağının güvenilirliğini padişahın huzuruna istişare için çağrılan belli başlı isimlerden olması bilgisiyle pekiştirir ve hikâyeye geçmeden önce Sukemerli için “tekmîl-i fünun etmiş bir zûfünûn müfessir” ve “gayet mümin ü
muvahhid ü mutemed âdem” ifadelerini kullanır (I.28b). Gerek kaynağın güvenilir, saygın bir kişi olduğuna dair yapılan vurgu gerekse Evliyâ’nın kendisini de anlatıya dahil etmesi, zaman ve mekân belirtmesi Dégh’in bahsettiği efsane özelliklerini anımsamayı sağlar.

Hikâyede anlatıcı bir kez daha değişir, bu sefer konuşan, doğrudan Sukemerli Mustafa Çelebi’dir. “Bizim pederimiz Fransa kıralı” diye başlayan konuşma “pederimizin hemşîresin İslâmbol tekuruna vermeğe taahhüd edüp” şeklinde devam eder (I.28b). Üç yaşında babası ve halasıyla İstanbul’a gelirken Sarayburnu’nda alınıp Fatih’e teslim edildiklerini anlatır. Kendisi beş yaşındayken Akşemseddin’in İslam’ı öğretmesiyle Müslüman olmuşsa da II. Bayezid ve Cem’in annesi olan halası, İslam’ı kabul etmeden ölmüştür. Bu noktada sözü Evliyâ alır ve kendisinin de şahit olduğu bir olayı dile getirir. Evliyâ, Cem Sultan’ın annesinin türbesinde Kur’an okuyanların, onun Müslümanlığı şüpheli olduğu için sandukaya arkalarını döndüklerini, ayrıca “Fransa Frenk’i taifesinden” kişilerin gizlice bu türbeyi
ziyaret edip türbedârlara para verdiklerini kendi gözleriyle görmüş olduğunu belirtir. Bu kadar delilden sonra Evliyâ, “hakîkatü’l hâl” diyerek Sukemerli Mustafa Çelebi’nin de anlattığı gibi Fransa kralının kızının Fatih’in hatunu ve II. Bayezid’in annesi olduğu “gerçeği”ni tekrarlar.

Robert Dankoff, Seyyah-ı Âlem Evliyâ Çelebi’nin Dünyaya Bakışı başlıklı kitabında Evliyâ’nın; babası ve sohbet arkadaşı yaşlı gazileri, aktardığı hikâyeyi doğrulamak için nasıl tanık olarak kurguladığını gözler önüne serer. Dankoff, doğum ve ölüm tarihlerinden yola çıkarak Evliyâ’nın söylediğinin aksine, babasının 48 yıl Kanunî’nin hizmetinde olmasının olanaksızlığını gösterir. Evliyâ’nın diğer tanıkları arasında yüz yaşını geçenlerin hatta 148 yaşında ölenlerin bulunduğuna dikkat çeken Dankoff’un bu konudaki yorumu; Evliyâ’nın, Osmanlı İmparatorluğu’na özgü ve kendi doğum tarihinden öncesine uzanan eski zaman bilgileriyle kişisel bir bağ kurmak için kullandığı bir kurmaca buluşu olduğu şeklindedir (180-3). Bu yorumun, Cem Sultan anlatısı söz konusu olduğunda da geçerli olduğu görülür. Sukemerli, İstanbul’un fethi sırasında üç yaşında olduğunu belirtmiştir. 1611 doğumlu Evliyâ’nın çocukluğunda gördüğünü söylediği bu kişinin 160 yaşını geçmiş olması gerekir. Burada Evliyâ’nın amacı olağanüstü yaşlı kişilerden bahsetmek değil, anlattığı olaylara birinci ağızdan şahit yaratmaktır. Böylece efsane anlatısının yaratılması için gerekli koşul sağlanmış olur.

Cem Sultan’ın annesinin Fransız olduğu bilgisini pekiştiren Evliyâ bu noktada sözü onun neden Fransa’ya gitmiş olduğuna dair açıklamaya getirir. Kardeşi ile yaşadığı taht mücadelesini kaybeden şehzade Fransa’ya büyükannesinin
yanına gitmiştir. Cem, yenilgisinin ardından Mısır’a firar eder, hacca gider, Yemen ve Aden’den sonra Mısır, Malta, Rodos üzerinden Fransa’ya ulaşır. Evliyâ, Sukemerli’nin anlatısında izlediği yolu, Cem Sultan’ın ölümüyle ilgili anlatacaklarında tekrarlar. Hikâye önce her şeyi bilen anlatıcı tarafından anlatılır. Sonra Evliyâ tanıkların ağzından olayı tekrarlar ve en son kendisinin de şahit olduğu bir detay vererek üç katmanlı bir doğrulama süreci yaratır.

Her şeyi bilen anlatıcı; Bayezid, Fransa kralından kardeşini talep edince Cem’e benzeyen sarışın bir kişinin zehirli ustura ile traş edilip katledildikten sonra cesedinin İstanbul’a gönderildiğini okura aktarır. Şair Sadi ve Haydar, Cem’in na’şı ile birlikte geride bıraktığı eşyaları Sultan Bayezid’e getirirler. Bu eşyalar arasında beyaz bir papağan, satranç oynayan bir maymun ve câm-ı Cem olarak adlandırılan içtikçe yeniden dolan tılsımlı kadeh vardır (I.29a). Burada Evliyâ’nın, Gelibolulu Âli’nin yazdığı Künhü’l-Ahbar’ın tezkire kısmından faydalandığı görülür. Meşkure Eren’in, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi Birinci Cildinin Kaynakları Üzerinde Bir Araştırma başlıklı kitabında gösterdiği gibi Evliyâ özellikle, Fatih ve II. Bayezid dönemi şairleri hakkında verdiği bilgileri, Künhü’l-Ahbar’dan alıntılamıştır (801). Ancak söz konusu Cem Sultan anlatısı olduğunda Evliyâ’nın alıntılarına yeni bilgiler eklediği görülür. Künhü’l-Ahbar ve Latifi tezkiresinde benzer şekilde anlatılan Cem Sultan’ın papağanı hikâyesi Vakıat-ı Sultan Cem’de (65), Hoca Sadeddin Efendi’nin Tacü’t- Tevarih’inde (234) ve Solakzade’nin tarihinde (394) yer alır. Oysa Evliyâ’nın eklediği motif ve olayların bu eserlerin hiçbirinde yer almadığı görülmektedir. Künhü’l-Ahbar şair Haydar hakkında; Cem Sultan’ın defterdârı da olan bu kişinin vefat haberi ile birlikte şehzadenin eşyalarını da getirdiği, onun beyaz papağanına “hükmülillâh pâyende bâd ömr·i padişah” demeyi öğretip “beyaz iken libas-ı mâtem” giydirip padişaha gönderdiği bilgisini verir. Evliyâ Çelebi buradan alıntıladığı kısmı aktarırken papağan ve padişah arasında bir
diyalog yaratarak anlatısını canlandırır.

Bâyezîd, “hani beyâz papağan” diye sorunca hemen papağan dile gelip “pâdişâh sağ olsun” dedikten sonra “biz Allah’ın kullarıyız ve ona döneceğiz” âyetini söyler. Hatta papağan, “efendim Cem Şâh merhûm olup beyâz melek sûretinden çıkup siyâh mâtem donları giydim” dediğinde Bâyezîd Hân’a ağlama gelir ve şair Sadi’ye dönerek “ya Sa‘dî, bu karındaşım Cem’i nasıl katl etdiler” diye sorar. (I.29a) II. Bayezid’i ağlarken göstererek olayın dram etkisini yükselten Evliyâ’nın, anlatısına diğer kaynaklarda yer almayan iki unsuru; satranç oynayan maymunu ve içtikçe yeniden dolan tılsımlı kadehi eklemesi de dikkat çekicidir. Stith Thompson motif indeksinde B298.1’de yer alan satranç oynayan maymun motifi, Encyclopædia Iranica’nın “bûzîna” maddesindeki bilgiye göre 13. Yüzyılda Zekeriya Kazvini’nin Acaibü’l-Mahlukât ve Garaibü’l-Mevcudât başlıklı eserinde de yer almaktadır. “Acaib ve garaib”e düşkünlüğü bilinen Evliyâ’nın bu eseri okuyup okumadığını bilemesek de doğu anlatılarının satranç oynayan maymunu ve yine hiç bitmeyen tılsımlı kadeh (câm-ı Cem) motifini anlatısını renklendirmek için eklediğini düşünmek mümkündür.

Saraydaki dramatik sahne tasvirinden sonra her şeyi bilen anlatıcı Cem’in Bursa’da II. Murad türbesine defnedilirken kubbe içinde bir yıldırım ve kıyamet koptuğunu, görevlilerin korkudan kaçıp üç gün yaklaşamadıklarını ve daha sonra na’şın yakındaki başka bir yere defnedildiğini anlatır. Yaratılan bu gerilim noktasının Evliyâ’nın az sonra anlatmaya başlayacağı hikâye için hazırlık olduğu görülür. Evliyâ, anlatı zamanında ileri atlayarak sözü kendi devrine getirir. Fransa’daki inanışa göre Cem’in aslında ölmediği, yerine ona benzeyen bir başkasının öldürüldüğünü, hatta I. Selim zamanında Cem Sultan’ın Fransa kralı olduğunu ve hâlâ kralların onun neslinden geldiği rivayetini aktarır.

Evliyâ ilk önce tarafsız üslupla aktardığı bu inanışı sonraki satırlarda doğrulamaya çalışır. “Hakîkat” diye söze giren karakter anlatıcı, bir şeytanlık planlamadılarsa neden Sadi ve Haydar’ın gözü önünde şehit etmediler de zehirli ustura ile hile ettiler, sorusunu sorar. Bu işte bir hile olduğunu ve başka bir adamı katlettiklerini söyler. II.Murad türbesine defnedilmeye çalışırken yaşanan gizemli olayın sebebini de defnedilenin Cem Sultan olmadığını anlayan II. Murad’ın ruhunun huzursuzluğuna bağlar ve bunu da bir alâmet olarak sayar. Evliyâ, bu hikâyeye inandığını belli ettikten sonra, bir başka delil daha sunarken yine kendisini şahit gösterecektir. Buna göre Uyvar kalesi fethinden sonra Dış Fransa tabir ettiği yere gitmiş ve orada sohbet ettiği Hıristiyan din adamları da Cem’in annesi Fransız olduğu için ona kıyamayıp, öldürmediklerini söylemişlerdir.

Cem’in yerine öldürülen başka bir kişinin cesedinin İstanbul’a gönderildiğini ve Cem’in de Dış Fransa Kralı olup, I. Selim Mısır’ı fethettiğinde ona hediyeler gönderdiğini ve hâlâ Fransa krallarının onun neslinden geldiği bilgisini verirler. Ayrıca Cem’in, Paris şehri dışında cennet benzeri bir yerde değerli taşlarla süslü bir kubbe içinde gömülü olduğunu naklederler. Cem Sultan “aslında ölmedi” diye başlayan efsane Bursa’da ve Paris’te iki farklı türbe olduğu bilgisiyle noktalanır.

Bu anlatı incelendiğinde, kaynağın güvenilir olmasına vurgu yapılması, delil-şahit gösterme, detay verme, mekânın ve zamanın belirtilmesi, sözlü geleneğin motifleri gibi efsane anlatımında yer alan unsurların tam olduğu görülür. Evliyâ:
“Hattâ hakîr yetmiş üç târîhinde Uyvar kal‘ası fethinde” şeklinde söze girerek “Dış Fransa ta‘bîr etdükleri […] Donkarkız vilâyetine kadem basup yetmiş beş Ramazân‐ı şerîfinde […] ba‘zı söz anlar tevârîh-şinâs papaslar ile ülfet ederken (II.29b) papazların ona naklettiği bilgileri okura aktararak sürdürür.

Her ne kadar Evliyâ’nın bu seyahati gerçekleştirdiğine günümüzde şüpheyle yaklaşılsa da Evliyâ’nın hem detay vererek anlatısını güçlendirdiği hem de gitmediği yerlere dair söz açacak fırsat yarattığı görülür. Robert Dankoff, Evliyâ’nın söz konusu Batı Avrupa seyahati için “hayal ürünü olarak tasarlandığı açıktır” görüşünü belirtir (78). O hâlde Evliyâ’nın gitmediği bir seyahatte, konuşmadığı papazları anlatısına kaynak gösterdiği söylenebilir. Birinci ciltte anlatı bu şekilde noktalanır. İkinci ciltte Evliyâ, Bursa’da Osmanlı padişah ve şehzade türbelerini anlatırken Cem Sultan’a bir kez daha yer verir (II.236b-237a). Birinci cilttekine göre daha kısa tuttuğu anlatıda detaylar azalır, ama olayın ana hatları ve vurucu noktaları korunur. İlk anlatıya göre iki küçük fark göze çarpar. İlk ciltte Sukemerli’nin kaynak gösterilerek anlatıldığı Sarayburnu’nda esir düşen Fransız kralı kızı hikâyesi, ikinci ciltte Dankoff’un “hayal ürünü” dediği Batı Avrupa seyahatinde görüşüldüğü söylenen Hıristiyan din adamlarının kaynaklığında aktarılır. 160 yaşını geçmesiyle sözlü kaynaklığından şüphe edilen Sukemerli’nin yerine şüpheli bir seyahatin şüpheli tanıkları yer alır. Daha da önemlisi ilk ciltte papazlarla sohbet ederken anlatıldığı söylenilen hikâye bu sefer “tarihlerinden okudular” ifadesiyle verilir. İki ciltteki bu tutarsızlıklar Evliyâ’nın kaynaklarını, anlatısına olan inancı pekiştirmek için kurguladığı görüşünü olanaklı kılar. Evliyâ’nın H.1075 ramazanında papazlardan duyduğunu söylediği “Cem ölmedi ve kral oldu” rivayetinin kronolojik sıra izlenseydi 7.ciltte olması beklenirdi. Oysa Evliyâ bu ciltte ne Cem Sultan’dan ne de kaynak olarak gösterdiği din adamlarıyla yaptığı konuşmadan hiç bahsetmemiş ve tüm anlatıyı 1.ciltte detay
ve delil sunarak vermiştir. 2.ciltte Bursa’daki sultan ve şehzade türbelerini gezerken kısaltarak anlattığı efsaneyi 9.ciltte Cem’in Malta’da iken bulunduğu Velanova kasabasını anlatırken bir paragrafla ve sadece ana hatlarıyla yer vermiştir (IX.122a). Evliyâ’nın Fransa krallarının Cem neslinden olduğu iddiasına inanan tutumu üç ciltte de aynen devam eder. Cem Sultan’ın anıldığı her anlatıda bu inanışa yapılan vurgu ve tekrar, doğruluk payının olduğu görüşünü pekiştirmeye yöneliktir. Bu pekiştirmenin başarılı olduğu Cem Sultan hakkındaki bilimsel araştırmalarda dahi Evliyâ’nın eklediği kimi motiflerin gerçek bilgi gibi kabul edilip aktarılmasından görülür. İsmail Hikmet Ertaylan, 1951 yılında Sultan Cem başlığında yayımladığı araştırmasında bu konuda Avrupa’da yapılan çalışmalar arasında “en ciddi” ve “en ilmi” olarak tanıttığı Luois Thuasne’ın kitabında (243) bazı hatalar tespit eder. Thuasne’ın, Cem Sultan’dan önce ölmüş olan şair Sadi’yi onun eşyalarını getiren kişi olarak yer vermesine anlam veremez ve bunu bir “zuhül” olarak görür (238). Gerçekten de Künhü’l-Ahbar dâhil Sadi’ye yer veren tezkirelerde onun Cem Sultan hayatta iken İstanbul’a geldiği ve casus olduğu iddiasıyla yakalanıp öldürüldüğü yazılıdır. Thuasne’ın 1892 yılında yazdığı eserine baktığımızda söz konusu anlatının altındaki küçük dipnotta kaynağın “Evliyâ Efendi”nin yazdığı Seyahatnâme olduğu görülür. Evliyâ Künhü’l- Ahbar’dan alıntılarken şair Haydar için verilen bilgileri Sadi için yazmıştır. Onun yarattığı bu ufak isim karışıklığını Thuasne bilimsel çalışmasında devam ettirmiştir

Evliyâ’nın anlatısını oluştururken temel aldığı yazılı metinleri tespit etmek bir ölçüye kadar mümkün olsa da kattığı motiflerin, olayların ne kadarını duyduğunu, ne kadarını kendi hayal gücü yardımıyla oluşturduğunu bilmek müm-
kün değil. Ancak Seyahatnâme’nin metni bize, Evliyâ’nın sistematik bir teknik kullanarak bu anlatıyı kurguladığını ve diğer yazılı kaynaklarda yer almayan bilgilerle süsleyerek renklendirdiğini, deliller ve tanıklar yarattığını gösteriyor.
Yazılı kaynaklardan aldığı nüveyi rivayetlerle harmanlayan Evliyâ’yı, her ne kadar Cem Sultan sempatisini belli etse de onun için bir efsane kurgulamaya yönelten güdüyü bilmek de mümkün değil. Ancak bunu nedim olmasına, hikâyeyi daha renkli, güzel, farklı anlatma güdüsüne ve elbette bu konudaki yeteneğine bağlayabiliriz. Kendisinden “hikâyecilerin anası” olarak söz ettiren Evliyâ Çelebi, baba mesleği olan kuyumculuğu sözcükler dünyasında devam ettirmiştir.

Kaynaklar

“Bûzîna”. Encyclopædia Iranica. Vol. IV. 586-587.

http://www.iranicaonline.org/articles/buzina-monkeys (16 Eylül 2011)

Dankoff, Robert. Seyyah-ı Âlem Evliyâ Çelebi’nin Dünyaya Bakışı. Çev. M. Günay. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2010.

Dégh, Linda. “Legend”. Folklore: An Encyclopedia of Beliefs, Customs, Tales, Music and Art. Volume II. Ed. Thomas Green. ABC-CLIO: California, 1997. 485-493.

Eren, Meşkure. Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi Birinci Cildinin Kaynakları Üzerinde Bir Araştırma. İstanbul, 1960.

Ertaylan, İsmail Hikmet. Sultan Cem. İstanbul: İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, 1961.

Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi. (1. Kitap) Haz. R. Dankoff, S.A. Kahraman, Y. Dağlı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2006.

Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi. (2. Kitap) Haz. Z.Kurşun, S.A. Kahraman, Y. Dağlı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1999.

Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi. (9. Kitap) Haz. Y. Dağlı, S.A. Kahraman, R. Dankoff. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2005.

Gelibolulu Âlî. Künhü’l-Ahbâr (Tezkire Kısmı). Ed. Mustafa İsen. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi, 1994.

http://courses.washington.edu/otap/archive/data/arch_txt/texts/a_kunhul. html (16 Eylül 2011)

Haydar Bey. Vakıat-ı Sultan Cem. Vakit Matbaası, 1956.

Hoca Sadeddin Efendi. Tâcü’t Tevârih. Haz. İsmet Parmaksızoğlu. İstanbul: Kültür Bakanlığı Yay.,1979.

Latifi, Tezkiretü’ş-şu’ara ve Tabsıratü’n-Nuzama. Haz. Rıdvan Canım. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi, 2000.

Solakzâde, Mehmed Hemdemi Çelebi. Solakzâde Tarihi. Haz.Vahid Çabuk. Kültür Bakanlığı, 1989.

Thompson. Stith. Motif-Index of Folk Literature. A Classification of Narrative Elements in Folktales, Ballads, Myths, Fables, Mediaeval Romances, Exempla, Fabliaux, Jest- Books and Local Legends. Bloomington: Indiana University Press, 1955. Volume One A-C. s422. Thuasne, Luois. Djem Sultan. Paris, 1892.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s