TARİH : ŞÛRA-YI DEVLET (1868-1922)

ŞÛRA-YI DEVLET (1868-1922)

I. Şûra-yı Devlet’in Kuruluşu ve Tarihçesi

Osmanlı devlet teşkilatının, kuvvetler ayrılığı anlayışı doğrultusunda yeniden düzenlenmesi sürecinde önemli bir kilometre taşı olan Şûra-yı Devlet, 1868 yılında kurulmuştur. İdari yargıyı müstakil olarak yürütmesi ve idari konularda danışmanlık yapması amacıyla kurulan Şûra-yı Devlet’in kuruluşundan önceki devlet yapısının incelenmesi konuya ışık tutacaktır.

A. Şûra-yı Devlet Öncesi

Osmanlı Devleti’nin klasik dönemdeki devlet teşkilatının en üst kurumu Divân-ı Hümâyûn’dur. Padişahın başkanlık ettiği bu mecliste devletin her türlü idarî askerî, siyasî, malî işleri görüşülür- danışılır ve bir karara bağlanırdı. Bu haliyle bir danışma meclisi durumunda olan Divân-ı Hümâyûn, alınan kararların uygulanmasında da yetkilidir. Devletin işleyişinin ve adaletin sağlanması için gerekli olan kanunların çıkarılması görevi de bu divanındır. Ayrıca, mahkemelerde görülen davaların -talep olması halinde- temyizen bir defa daha görüldüğü ve üst düzey devlet memurlarının yargılandığı en yüksek mahkemedir. Böylece “Kuvvetler Birliği” prensibine göre yapılanmış olan Osmanlı devlet teşkilatındaki Divân-ı Hümâyûn bu haliyle, devleti oluşturan erkler olarak kabul edilen Yasama, Yürütme ve Yargı’yı elinde bulunduruyordu. Yargı yetkisinde herhangi bir ayrıma gidilmemiş olup, hem adli yargı hem de idari yargı tek elde toplanmıştır.

XVIII. yy’a kadar devlet işlerinin birinci mercii olan Divân-ı Hümâyûn’un önemi artık azalmaya başlamış olup Sadrazam ve “Bab-ı Ali” yürütme gücü olarak daha ön plana çıkmıştır.[1] III. Selim (1789-1807) ve II. Mahmud (1808-1839) dönemlerinde ise “Meşveret Meclisi” toplanmaya başlamış[2] ve Divân-ı Hümâyûn’un yerini almak üzere kurumlaşmıştır. II. Mahmud devrinde bu meclisin yerine, hükümet işlerini yürütmek üzere, üyeleri padişah tarafından atanan “Meclis-i Vükelâ” ve yürütmede ihtisaslaşmayı sağlamak üzere de “Nezaret”ler kuruldu.[3] Bu meclisin yanında yasama alanında da bazı kurullar oluşturuldu. İhtiyaca göre muhtelif zamanlarda toplanan ve belirli bir bürokratik teşkilatı olmayan “Meclis-i Meşveret”, Divân-ı Hümâyûn’un yerini tam dolduramadığı için; 1836 yılında askeri işleri düzenlemek üzere “Dâr-ı Şûra-yı Askerî” ve 1838 yılında Sadaret’e danışmanlık yapmak üzere de yüksek yürütme kurulu olarak “Dâr-ı Şûra-yı Bâb-ı Âlî” kuruldu. Ayrıca, bu ikisinin üzerinde, Meclis-i Meşveretin de yerini dolduracak, belli çalışma kurallarına sahip bir meclis olarak “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye” teşkil edildi (1838).[4]

1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı’yla padişah; yasama ve yargı yetkilerini sınırlayınca, bu görevi üstlenen Meclis-i Vâlâ’nın önemi artmıştır. Böylece Osmanlı Devleti’nde “Kuvvetler Ayrılığı” prensibi sınırlı da olsa ortaya çıkmaya başlamıştır.

Diğer görevlerinin yanında devletin en yüksek yargı organı da olan Meclis-i Vâlâ bu yetki ve görevini iki şekilde yerine getirmektedir: Özellikle Tanzimatın gereklerini yerine getirmeyen ve diğer kanunlara uymayan üst düzey yönetici, devlet memuru ve görevlilerin yargılandığı bir İdare Mahkemesi ve vilayetlerde, sancaklarda görülen bazı davaların yeniden bakılıp nihai kararın verildiği bir Temyiz Mahkemesi.

1854 yılında bu meclisin kanun layihalarını hazırlama, nizâmnâme ve talimatları düzenleme görevi, yeni kurulan Meclis-i Tanzimât (Meclis-i Âli-i Tanzimât) adlı yüksek meclise verilmiş, Meclis-i Vâlâ ise sadece bir adlî ve idarî yargı organı olarak kalmıştır. 1861 yılında ise her iki meclis Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye adıyla birleştirildi.[5] 1868 yılına kadar görev yapacak olan bu kurul, görevlerini de düzenleyen şu üç daireye ayrılmıştır:

  1. Kanun ve nizamnâmeleri hazırlamakla görevli “Kanun ve Nizâmât Dairesi”,
  2. Mülkî, idarî işlerin kararlaştırılarak uygulandığı “Umûr-ı Idare-i Mülkiye Dairesi”,
  3. Yüksek temyiz ve idari yargıya bakan “Muhâkemât Dairesi”.

1868 yılında Tanzimatçılar ve çok sayıda aydın tarafından Meclis-i Vâlâ, yeniliklerin tam olarak uygulanamaması yönünden eleştirilmekteydi. Diğer taraftan Avrupa’dan esen modern devlet anlayışı ve “Kuvvetler Ayrılığı” fikri rüzgarları Osmanlı ülkesini de etkisi altına almış ve devlet teşkilatlarında değişikliklere gitmek kaçınılmaz olmuştu.

B. Şura-yı Devlet’in Kuruluşu

Devlet idarecilerindeki yenileşme düşünceleri, Avrupa’da eğitim gören aydınların değişiklik fikirleri ve Batı devletlerinin tesir ve baskılarıyla bu tür fikirler artık uygulama alanı da bulmaya başlamıştı.

Osmanlı devletinde; kanunların yapılması (Yasama), bunların ülke genelinde uygulanması (Yürütme) ve adaletin temini (Yargı) tek bir elden yürütülmektedir. İşte bu üç kuvvetin birbirine müdahale etmemesi ve her birinin ayrı ayrı olarak görevlerini yerine getirmesi (kuvvetler ayrılığı)[6] fikri artık padişah ve idareciler tarafından da kabul edilmektedir.

Diğer taraftan 1864/1281 yılında çıkarılan “Teşkîl-i Vilâyet Nizamnâmesi” ile Osmanlı Devleti’nin taşra teşkilatında yeni bir düzenlemeye gidilmiştir. Bu kanunla eyalet sisteminden vilâyet sistemine geçilmiş; vilayetler sancağa, sancaklar kazalara, kazalar da nahiye ve köylere ayrılmıştı.[7] Vilayetlerde valilerin, sancaklarda mutasarrıfların ve kazalarda ise kaymakamların başkanı oldukları; diğer üyelerin ise seçimle belirlendiği “İdare Meclisleri”nde ise bölgenin idari işleri görüşülmekteydi. Davalara ise mahkemelerde bakılmaktaydı. Böylece bu kanunla; merkezde sağlanamayan kuvvetler ayırımı, Tuna vilayetinde Midhat Paşa’nın başarılı uygulamalarıyla taşrada sağlanmıştı.[8]

Bu gelişmeler ve gerekçeler neticesinde, yargı ve icrayı birbirinden ayırmak amacıyla; idarî yargıya bakmak ve devlete danışmanlık yapmak üzere “Şûra-yı Devlet”; adlî davaların yüksek yargı organı olarak da “Divân-ı Ahkâm-ı Adliye” teşkilatları 5 Mart 1868/11 Zilkade 1284 tarihli fermanla kuruldu.[9] Böylece görevleri bu iki kuruluşa devredilmiş olan Meclis-i Vâlâ’nın da görevine son verilmiş oldu.

Şûrâ-yı Devlet, yeni başkanı Midhat Paşa ve geçici üyeleriyle 20 Mart 1868 tarihinde toplanarak[10] henüz işleyiş şekline dair bir yönetmeliği olmadığı için, genel çerçevesi çizilmiş esaslara göre kararlar aldılar.

Bu arada iki meclisin de Nizamnâme-i Esasîlerinin hazırlanması çalışmaları, ilk iradenin gereği olarak devam etmekteydi. Hazırlanan taslak, padişahın bizzat bulunduğu toplantılarda ve Bâb-ı Âli’de defalarca toplanan Meslis-i Mahsûs-ı Vûkelâ’da görüşüldü.[11] Ondört maddelik nizamnâme burada oybirliğiyle kabul edilip, onaylanmak üzere arz edildi[12] ve 1 Nisan 1868/8. Z. 1284 tarihinde de onaylanarak yürürlüğe girerek kuruluş tamamlanmış oldu.

Babıali’de 10 Mayıs 1868/17 Muharrem 1285 tarihinde düzenlenen bir törenle Şûra-yı Devlet’in açılışı yapıldı ve burada padişah Abdülaziz’in nutku, onun adına katılan Sadrazam tarafından okundu. Konuşmada; hükümetin teb’asına karşı olan görevlerinin; refah ve mutluluğun sağlanıp, zulme engel olunması gerektiği dile getirildi. Bunun temini için de kanunların düzenlenmesinin icab ettiği ve bu müessesenin de bunun için kurulduğu ifade edildi. Bağımsız olması gereken yargı için ise, Divân-ı Ahkâm-ı Adliye’nin kurulduğu belirtildi.[13]

Şura-yı Devlet yapısı itibariyle Fransa devlet teşkilatında bulunan Conseil d’Etat esas alınarak kurulmuştur. Dönemin aydın ve devlet adamları üzerinde derin etkisi bulunan Fransız devlet modeli ve hayat tarzı burada da etkisini göstermiştir. Müteakip yıllarda padişahların ve hükümetlerin güç ve iktidarlarıyla doğru orantılı olarak çeşitli değişikliklere uğrayan bu teşkilat zaman zaman faydalı işlere imza atmış, fakat bazen de pasif bırakılmıştır. “Yeni Osmanlılar” onu tamamen reddetmeden yetersizliğini ileri sürmüş ve hatta eleştirilerinin dozunu artırarak kendilerinin istediği yapıya karşı alınmış bir tedbir ve aldatmaca olarak nitelemişlerdir. Bu nedenle bu kurumu, “sadece iktidarların isteklerini yerine getiren” anlamına “Şura-yı Evvet” diye isimlendirmişlerdir.[14] Yaklaşık 45 yıllık görev süresince 12 başkanının 18 kere değişmesi ve teşkilatındaki çok sayıdaki yapısal değişiklikler, bu kurumun siyasi iktidarların nasıl oyuncağı haline geldiğini göstermektedir.[15] Ancak Şûra-yı Devlet oldukça faydalı çalışmalarda da bulunmuştur. Belirgin bir diğer faydası da şüphesiz günümüz Danıştay’ının temelini teşkil etmiş olmasıdır.

Cumhuriyetle birlikte kaldırılan Şûra-yı Devlet daha sonra “Danıştay” adıyla tekrar kurulmuştur.

II. Şûra-yı Devlet’in Görevleri

1 Nisan 1868 tarihli “Şûra-yı Devlet Nizamnâme-i Esâsî”ye[16] göre kurumun görev ve yetkilerini şöyle sınıflandırmak mümkündür:

A. Danışma

Şûra-yı Devlet’in kuruluş kanunu ve gerekçesinde en başta belirtilen temel görevlerinden birisi danışmadır. Nizamnâme-i Esâsi’ye göre “Mesâlih-i umûmiye-i mülkiyenin merkez-i müzâkeresi olmak üzere”[17] kurulan meclis; devletin idarî, mülkî, hukukî, inzibatî, malî, ticarî, askerî vb. hususlarda danışma merkezidir. Devletin yürütme organını oluşturan nezaretler ve diğer kurumlardan gelen taleb üzerine, her çeşit iş ve konu hakkında Sadâret aracılığıyla görüşlerini bir mazbatayla bildirmekle görevlidir.[18] Ancak yürütmeye herhangi bir müdahale hakkı kesinlikle yoktur[19] ve sadece “kuvve-i icrâiyenin hey’et-i müşâveresidir”.[20]

Nezaretlere danışmanlık hizmeti veren meclis, kendi dairelerini de buna göre teşkilatlandırmıştır. “Devâir-i İdâre” olarak adlandırılan bu birimler zaman zaman isim değişikliklerine uğramışsa da, danışma görevlerini hep devam ettirmişlerdir.

Şûra-yı Devlet ayrıca, padişah tarafından irade ile bilgi talep edilen konularda da görüş bildirmeye memurdur.[21]

Saray ve hükümete verdiği danışma hizmetini, taşra vilayet meclislerine karşı da yerine getirmesi nizamnâme gereğidir. Vilâyet nizamnâmesine göre, her sene vilayet merkezlerinde toplanan Umumi Meclisler, bölgelerinde o yıl uygulanacak ıslahatın programını özel bir komisyonla birlikte Dersaadet’e gönderirlerdi. Bu üyelerle, Şûra-yı Devlet’in ilgili dairesinden katılacak azâlardan oluşan heyetlerde bu konular müzakere edilerek karara bağlanırdı.[22]

B. Yargı

Şûra-yı Devlet’in yargı ile alakalı, şu üç görevi bulunmaktadır:

  1. Hükümet ile şahıslar arasında oluşan davalara bakmak (İdare Mahkemesi),
  2. Bir davaya bakan mahkeme ile idare arasında meydana gelen anlaşmazlığı inceleyip hükme bağlamak (Uyuşmazlık Mahkemesi),
  3. Devlet memurlarının görevlerinden kaynaklanan davalarına bakmak (Memurin Muhakemesi).[23]

Bu davalar, Şûra-yı Devlet’in hangi dairesine ait ise o dairede görülürdü. Uyuşmazlık davalarına ise Adliye dairesinde temyizen bakılırdı.

Ancak bu durum, hukuk işleriyle idari işleri karışık hale getirdiği gerekçesiyle değiştirildi ve 1869 yılında, Adliye Dairesi’nin yargı ile ilgili görevi Nizâmiye Mahkemeleri’ne nakledildi. Şûra-yı Devlet’e havale olunan tüm hukuki işlere tek bir birimin bakmasını sağlamak üzere de Muhâkemât Dairesi kuruldu.[24]

Bu dairenin görevleri ise şöyle belirlendi:

  1. Uyuşmazlık davalarının hall ve faslı,
  2. Devlet-halk arasındaki idari davaların bidayeten veya istinafen görülmesi,
  3. Devlet memurlarının yargılanması,
  4. Vilâyet Idare Meclislerinde (Bölge İdare Mahkemesi) mahkeme edilen taşra memurlarının davalarına temyizen bakılıp hükme bağlanması; şikayet olması durumunda, bu davaların istinafen görülmesi.[25]

Böylece adlî yargı tamamen Divân-ı Ahkâm-ı Adliye’ye, idarî yargı ise Şûra-yı Devlet’e bırakılmış oluyordu.

1872 yılında, Muhâkemât Dairesi’nin görevini gereği gibi yerine getirmediğinden şikayet edilerek[26] görevlerinin bir kısmı Divân-ı Ahkâm-ı Adliye Nezareti’ne nakledildi.[27] 1876 Anayasası’nın 85. maddesiyle de, şahıslarla hükümet arasındaki idari davalara bakma görevi umumi mahkemelere verilince, Şûra-yı Devlet’in yargı yetkisinde azalma oldu. 1880 yılında yapılan yeni düzenlenmede, sadece uyuşmazlık davaları ve memurların mahkeme edilmeleri yetkileri kalmıştır. İdarî davalar ise; diğer mahkemelere aid olmayan hususlarla sınırlandırılmıştır.[28]

Bu tarihten sonraki uygulamalara baktığımızda ise Şûra-yı Devlet’in yargı yetkisinin sadece memurîn muhâkemesiyle sınırlı kaldığını görürüz. Hatta gerek merkezdeki ve gerekse taşradaki memurların davalarını görmek üzere Muhâkemât Dairesi’nde ihtisaslaşmaya gidilerek 1882’de de Bidayet Mahkemesi teşkil edilmiş ve bu mahkemelerde Müdde-i Umumi ve Mustanlıklar da görev yapmaya başlamıştır. 1884’te kurulan Hey’et-i İttihâmiye ise, maznun memurların ilk sorgulamasını yapıyordu. Davaları görülen memurlar hakkında verilen kararlar, ilgili bakanlıkça uygulanmaktaydı.

Memur mahkemeleri böyle teferruatlı bir şekilde teşkilatlandırılan Şûra-yı Devlet’in uyuşmazlık davaları 1886’da yeniden bir nizamnâme değişikliğiyle düzenlendi[29] ve bu görev yeni kurulan İhtilâf-ı Menci Encümeni’ne verildi. Bu ihtisaslaşma neticesinde, 1897’de artık “Muhâkemât” ibaresi de kaldırılarak, mahkemelerin tamamına “Mehâkim-i İdare” adı verildi.[30]

1912 yılında yargı yetkileri diğer mahkemelere devredilen Şûra-yı Devlet sadece, “İhtilâf-ı Merci Encümeni” vasıtasıyla Divân-ı Harbler’le Adliye mahkemeleri arasındaki uyuşmazlıklara bakmaktaydı.[31]

C. Yasama ile İlgili Görevleri

“…Ale’l-umûm kavânin ve nizâmâtın tanzîm ve tenmîk ve ta’dîli ile meşgul olmak…”[32] üzere kurulan Şûra-yı Devlet, yasamaya ilişkin olarak kanun taslakları hazırlamakla yükümlüydü. Ülkenin nüfus yapısını yansıtacak şekilde müslüman ve gayr-i müslim kimselerden oluşan üyelerce hazırlanan kanun taslakları, 1876’ya kadar Meclis-i Vûkelâ’da, bu tarihten sonra ise Meclis-i Mebusân’da görüşülüp son şeklini almakta ve ancak padişahın onayından sonra yürürlüğe girmektedir.

Şûra-yı Devlet’in ilk kuruluşunda her nezaret, hazırladığı kanun ve yönetmeliği buradaki ilgili daireye gönderir ve orada tetkik edilirdi. Yani beş daire de, ilgili nezaretin idari danışma işlerinin yanında bu görevi de yürütmekteydi. Her dairede görüşülen taslak bir defa da Hey’et-i Umumiye’ce müzakere olunduktan sonra gerekçesiyle birlikte arzedilirdi.[33] 1872 yılındaki değişiklikle, görevi sadece kanun, yönetmelik ve mukavelenâme düzenlemek olan Tanzimat Dairesi kuruldu[34] ve 1922’ye kadar da görev yaptı. 1876 yılına kadar Şûra-yı Devlet’in bu görevini etkili bir şekilde yerine getirdiği; görüştüğü veya hazırladığı layihaların pek çoğunun aynen kabul edilmesinden anlaşılmaktadır.

Ancak bu tarihten itibaren, Kanun-i Esasi gereği yeni bir kanun yapılması veya mevcut kanunlardan birinin değiştirilmesi Vûkelâ Heyeti’ne ve Ayan ile Mebûsan’a bırakılmasıyla[35] taslaklar sadece incelenmek üzere Meclis-i Mebusan tarafından buraya gönderilmiştir.[36] Tanzim olunan kanun tasarısı önce Mebuslar, sonra da Âyân meclislerinde tetkik ve kabul olunur, padişah irade ederse yürürlüğe konurdu.[37]

Bu dönemde Şûra-yı Devlet’in, kanun tasarısı hazırlamak ve incelemenin yanında yasama ile ilgili şu görevleri de vardır.

  1. İdareye ait kanun ve yönetmelikleri yorumlamak,[38]
  2. Düzenlediği kanun layihaları üzerine Hey’et-i Mebusan’da cereyan edecek müzakarelerde devlet namına savunma yapmak,[39]
  3. Muhtariyetle yönetilen vilayetlerin, kendilerine verilmiş yetki dahilinde hazırladıkları kanun ve yönetmelik layihalarını, Osmanlı kanunlarına ve devlet hukukuna uyup uymadıklarını inceleyip tasdik veya red olarak görüş bildirmek.[40]

Kanun ve nizamnâmeler burada doğrudan hazırlanabileceği gibi, daha ziyade ilgili bakanlığın düzenleyip Sadaretçe havale edilen layihaların mütalaa ve müzâkere edilmesiyle kaleme alınırdı. Görüşme esnasında, gerektiğinde ilgili daireden de bir görevli çağırılıp, Şûra-yı Devlet’te bir nevi “İhtisas Komisyonu” kurulurdu.[41] Layiha daha sora, genel kurul mahiyetindeki “Hey’et-i Umûmiye”de görüşülüp; kabul edilirse mazbata ile yine Sadaret aracılığıyla arz edilirdi. Şûra-yı Devletin, pek çok kanun ve nizamnâmenin yanında, kendi çalışma esaslarını belirleyen Nizamnâme-i Dahili ile Değişiklik Nizamnâmesi ve diğer bazı değişiklik kararnamelerini de hazırladığı belgelerden anlaşılmaktadır.[42]

Yasama faaliyetleriyle alakalı olarak; kabul edilen kanunların düzenlenip her yıl “Düstûr” adıyla yayınlanması görevi de 1880 yılından itibaren Şûra-yı Devlet’e verilmiştir. Üç aza ve evrak müdüründen oluşan “Düstûr Encümeni”, her yıl Düstûr’u tertip etmek ve bastırmakla yükümlüdür.[43]

Şûra-yı Devlet yasama ile ilgili görevini yerine getirirken, aslında yine danışma özelliği ön plana çıkmaktadır. Çünkü burada hazırlanan veya görüşülen kanun tasarıları red veya kabul edilmemektedir. Bilakis, tasarının diğer devlet kanunlarına aykırı olmaması ve günün şartlarına uygun olması için bu meclise danışılmakta ve her biri sahasının uzmanı olan bu danışman topluluğunun bilgi ve tecrübelerinden istifade edilmektedir. Kanun yapmada Şûra-yı Devlet daireleri, “İhtisas Komisyonları” olarak çalışmaktadır. Burada uzun inceleme ve tedkikten geçirilen tasarıların çoğunun aynen kanunlaşması da bunun göstergesidir.

D. Denetleme

Nizamnâme ve iradelerde Şûra-yı Devlet’in denetleme görev ve yetkisine dair bazı hükümler bulunmaktadır. Bunları dört maddede toplamak mümkündür:

  1. Şûra-yı Devlet, Osmanlı Devleti’nde mer’i olan kanun ve nizamnâmelerin bakanlık ve diğer birimlerce tam olarak uygulanıp-uygulanmadığını kontrol etmeye ve kanunlara uyulmadığını tesbit ettiğinde de bunu Sadarete bildirmeye memurdur.[44] Hem Nizamnâme-i Esâsi, hem değişiklik Nizamnâmesi ve hem de 1897 kararnâmesinde yer alan bu madde ile devletin kanunlarını hazırlayan Şûra-yı Devlet’e, onların tatbikattaki denetimi görevi de verilmiştir.
  2. Hükümeti oluşturan bakanlıkların rutin işleri dışındaki önemli bütün konuları Şûra-yı Devlet’e danışma ve oradan görüş alma mecburiyeti, bu meclise bütün idareyi kontrol ve denetleme imkanı sağlamıştır denilebilir. Tayinler, aziller gibi personel işleri; yol, köprü, liman, demiryolu gibi altyapı çalışmaları; vergiler, gelir-giderlerin tesbiti gibi malî faaliyetler; imtiyaz, mukavelenâme, küşad ruhsatları gibi ticarî ve hukukî bağlantılar vs. tüm idarî faaliyetler bu yolla Sadaret’çe denetim altında tutulabiliyordu.
  3. 1872 yılında bütün devlet hazinelerinin muhasebelerinin teftişine bakmak üzere “Tedkîk-i Muhasebât-ı Umûmiye” dairesi kurulması tasarlanmıştır.[45] Zaten Şûra-yı Devlet 1868 yılından beri bütçenin uygulanmasını, bunun için kurulmuş olan komisyonla birlikte incelemekteydi.[46]
  4. Şûra-yı Devlet bünyesinde, buradan üç üye ile Dahiliye ve Hariciye Nezaretleri’nden de birer üye olmak üzere beş üyeden oluşan “Bâb-ı Âli İstatistik Encümen-i” kurularak; taşra yönetiminin kontrol edilmesi sağlanmıştır. Her vali ve müstakil mutasarrıf, kendi bölgesinde bir yıl içerisinde cereyan eden her tür gelişmeyi yıl sonunda rapor halinde bu encümene bildirmek zorundadır. Bu dairede toplanan bilgiler incelenip değerlendirilerek, mazbatayla Sadaret’e bildirilirdi.[47]

Şûra-yı Devlet’in yukarıda belirtilen görevleri yürütebilmesi için; devlet tecrübesine sahip idarecilerden, engin bilgiye sahip ilim adamlarından ve hukukçulardan oluşan büyük bir danışman kurulu oluşturulmuştur. Bu üyeler seçilirken merkez-taşra, müslim-gayr-ı müslim ve asker-sivil gibi her çeşit unsurdan olmasına da dikkat edilmiştir.

III. Şûra-yı Devlet’in Teşkilat Yapısı ve Personeli

Şûra-yı Devlet teşkilatının başında bir “Şûra-yı Devlet Reisi” bulunur. Bu “Reis”e bağlı olarak ise, aynı zamanda kurumun teşkilat yapısını ortaya koyan üç birim vardır:

Teşkilatın yukarıda sayılan görevleri yerine getirmek üzere kurulan ve her birinin kendine ait işlevi bulunan asli birimlerdir. Dairelerde birer “Reis-i Sani” ve muhtelif sayıda “Aza” bulunur.

Kuruluş Nizamnamesi’nde Şûra-yı Devlet, kendine yüklenen görevleri yerine getirmek üzere şu 5 daireden oluşturulmuştu:

  1. Umûr-ı Mülkiye ve Zabıta ve Harbiye Dairesi

Baktığı hususlar ve alakalı olduğu nezaretlerden dolayı bu ismi almıştır. Mülkiye, Zabıta, Harbiye’ye (Kara Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri) ait idari konuların beraberinde; bu daireler tarafından hazırlanan kanun ve yönetmelikleri tetkik etmeye, bunların tam olarak uygulanmasına ilişkin hususları da görüşmeye memurdur.[48]

İlgili nezaret ve dairelerin idari danışma, yasama, idari yargı ve denetim hususlarının hepsine birden bakan bu daire, 1869 yılına kadar görev yapmıştır. Bu tarihte, Şûra-yı Devlet’in yargı faaliyetleri tek bir dairede (Muhâkemât Dairesi) toplanınca, bu dairede sadece danışma ve yasama işleri kalmış ve adı da Dahiliye ve Maarif Dairesi olarak değiştirilmiştir.[49] Müteakip yıllarda da dairenin görevlerinde ve isminde (Dahiliye, Mülkiye, Mülkiye-Maarif gibi) değişiklikler olmuştur.

Reis-i Sâni’nin daire başkanı olduğu dairede beşten az ve ondan çok olmamak üzere yeteri kadar üye bulunurdu. Diğer işlemler ise, beş muavin ve beşer mülazım tarafından yürütülmektedir.

  1. Maliye ve Evkaf Dairesi

Kuruluş Nizamnâmesinde bu dairenin görevleri; her çeşit devlet gelirlerinin alınması ve toplanması, hazine mallarının korunması ve iyi idare edilmesiyle; vakıfların genel idaresine dair kanun ve yönetmeliklerle alakalı olarak havale olunan konuların görüşülmesi şeklinde belirtilmiştir.[50]

1869 yılında, “Evkaf” kelimesinin kaldırılmasıyla kurulan Maliye Dairesi’nin görevinde bir değişiklik olmamış; maliye ve vakıflara ait hususlara bakmaya devam etmiştir.[51] Bu tarihten sonra da bu dairenin görevlerinde ve isminde değişiklikler (Dahiliye, Maliye, Maliye-Nâfia-Maarif ve Maliye- Nâfia gibi) yapılmıştır.

Maliye ve Evkaf Dairesi’nde bir reis-i sâni, beş-on arası aza ve beşer muavin ve mülazım görev yapmaktadır.

  1. Adliye Dairesi

Nizamnâme-i Esâsi ile 1868 yılında teşkil edilen Adliye Dairesi, devletin adaletle ilgili hususlarının görüşüldüğü birimdir. Görevi, sıradan vakalarla ilgili (hukûk-ı âdiye) hukuka ait kanunları yapmak ve bu tür davalara bakan Nizamiye mahkemeleriyle meclislerin nizamnamelerini görüşmek, düzenlemek ve yasalaştırmaktır. Ayrıca, mahkemelerle idari kurumlar arasında meydana gelebilecek uyuşmazlıklara temyizen bakarak bir çözüme ve karara varmak da bu dairenin vazifesidir.[52]

Şer’î hukuk dışındaki kanunları tedvin eden Adliye Dairesi, uyuşmazlık davalarına bakmakla geniş yargı yetkisine sahip olmuştur. 1868 yılında kurulan diğer dört daire idari davalara bakarken, bütün uyuşmazlık konuları bu daireye bırakılmıştır.

1869 yılında, Şûra-yı Devlet dairelerinin yargıyla alakalı (idarî yargı, memurîn muhakemesi, uyuşmazlık davaları) işlerini tek bir yerde toplamak için Muhâkemât Dairesi kuruldu. Böylece Adliye Dairesi’nin görevi de; “Nizâmiye Mahkemeleri ve buralarda görülecek davalara ait kanun ve nizamnamelerin tesis, tadil ve tanzimini mütalaa ile layihalarını kaleme almak” olarak sınırlandırıldı.[53]

1872 yılındaki düzenlemede ise, dairelerin kanun hazırlama görevleri, “Tanzimat” adı verilen tek bir dairede toplandı. Böylece Adliye Dairesi de tamamen kaldırılmış oldu.[54] Bu tarihten sonra, bu dairenin görevleri artık Mûhakemât ve Tanzimat dairelerince görülmeye devam edildi.

Adliye Dairesi’nde de reis-i sâni ile birlikte beş-on aza ve beşer muavin-mülazım bulunmaktadır.

  1. Umûr-ı Nâfia ve Ticaret ve Ziraat Dairesi

İmar, ticaret ve ziraate ait mesalihin görüldüğü bu daire de 1868 yılında kurulmuştur. Yol, köprü gibi altyapı hizmetleri ile devlete ait binaların yapımıyla ilgili işlerin planlanması ve düzenlenmesi; ticaretin artırılması, ziraatin geliştirilmesine ait hususlar bu dairenin görev alanı içerisindedir. Ayrıca, bu işler için devletçe verilecek imtiyazları ve yapılacak mukâveleleri incelemek, görüşmek ve hazırlamak da yine buranın sorumluluğundadır.[55]

Bu daire, idarî danışma ve yargıdan başka; devlet yatırımlarını planlanması, şahıs ve şirketlerce yapılacak ticari faaliyetlerin imtiyazname ve mukavelenamelerinin hazırlanması gibi önemli bir görev üstlenmiştir. Osmanlı Devleti’nin mevcut kanunları çerçevesinde yapacağı bu çalışmalarla, yasamaya daha farklı bir katkıda bulunmaktadır. İmtiyazname ve mukavelename gibi işlemler, Şûra-yı Devlet evrakı içerisinde önemli bir yer tutmaktadır.

1869 yılında yürürlüğe giren Nizamnâme-i Dahili’de bu daire, “Nâfia Dairesi” olarak zikredilmiştir.[56] Aynı yıl yargı işlerini Muhâkemât Dairesi’ne, 1872’de ise yasamayla ilgili işlerini Tanzimat Dairesi’ne devretmiştir. Müteakip yıllarda ise aynı idari görevler; Dahiliye, Nâfia, Nâfia- Maarif, Maliye-Nâfia-Maarif ve Maliye-Nâfia isimli dairelerce yürütülmüştür.

Bu dairenin personeli de öncekiler gibi bir reis-i sânî, beş-on aza ve beşer muavin ve mülazımdan oluşmaktadır.

  1. Maarif Dairesi

Nizamname-i Esasi’ye göre bu dairenin görevi; eğitimin genel olarak bütün ülkeye yayılması ve bunu sağlayacak olan okullarla medreselere ait hususların müzakere edilmesidir.[57] Eğitimle ilgili politikaların en iyi şekilde uygulanmasının yanında, ilgili kanun ve nizamnameleri hazırlamak da bu daireye göreviydi. Ayrıca, Maarif Nezareti’yle ilgili idari davalara da bakmaktaydı.

1869 yılındaki düzenlemede bu daire, işleri hafif olduğu için, yeni kurulan Dahiliye Dairesi’yle birleştirildi ve “Dahiliye ve Maarif Dairesi” ismini aldı.[58] Bu yılda kurulan Muhakemat Dairesi yargı görevini, 1872’de kurulan Tanzimat Dairesi ise yasama görevini kendinde toplayınca; eğitim- öğretimle ilgili hususlar bu tarihten sonra sırasıyla; Dahiliye, Mülkiye, Nâfia-Maarif, Maliye-Nâfia- Maarif ve Mülkiye-Maarif dairelerince görüldü.

Şûra-yı Devlet Daireleri’nin isim ve görev alanları, yaklaşık yarım asırlık zaman içerisinde, hükümetlerin farklı icraatları, dönemin iktisadi ve siyasi şartları gibi sebeplerle sürekli değiştirilmiştir. İsim ve görevleri yaklaşık olarak birbirine yakın olan bu çok sayıdaki daireler -ilk kuruluşta yer alan saydığımız beş daire hariç- ve alt birimleri şunlardır:

6- Dahiliye ve Maarif Dairesi

  • Maliye Dairesi
  • Nâfia Dairesi
  • Dâhiliye Dairesi
  • Tanzimat Dairesi
  • Mülkiye Dairesi
  • Nâfia-Maarif Dairesi
  • Maliye-Nâfia-Maarif Dairesi
  • Mülkiye-Maarif Dairesi
  • Maliye-Nâfia Dairesi
  • Muhâkemât Dairesi

Şûra-yı Devlet’te idarî yargı görevinin bir kısmı (uyuşmazlık) Adliye Dairesi’nde görülmekteyken, bir kısmına da (idarî yargı ve memurîn muhakemesi) diğer dairelerde bakılmaktaydı. 6 Nisan 1869 tarihinde uygulanmaya konulan Nizamnâme-i Dahili ile, hukuk işleriyle idari işleri birbirinden ayırmak amacıyla, sadece yargıya bakmak üzere “Muhâkemât Dairesi” kuruldu.[59]

Nizamnâmeye göre bu dairenin görevleri şöyle sıralanmıştı:[60]

  1. Bir davada, mahkemelerle idare (bakanlık veya kurumlar) arasında çıkan uyuşmazlıklara ve yine hukuka ait bir hususta; idarî birimler arasında meydana gelen ihtilaflara temyizen bakıp, çözüme kavuşturmak,
  2. Devletle halk arasında oluşan ve o kurumun özel meclisinde hükme varılan davalara istinafen; yine aynı şekilde olup, doğrudan Şûra-yı Devlet’e havale edilen davalara da bidayeten bakmak,
  3. Görevinden dolayı bir suçla itham edilen devlet memurlarının mahkemelerine bakmak,
  4. Bölge İdare Mahkemesi olarak ta görev yapan Vilâyet İdare Meclisleri’nde bakılıp ta, kanun gereği Şûra-yı Devlet’in temyiz ve tasdiki gereken memurîn mahkemelerinde temyizen hüküm vermek,
  5. Yine Vilâyet İdare Meclislerinde bakılıp hükme bağlanan davalara; müracaat ve talep olduğu takdirde istinafen bakmak.

Muhâkemât Dairesi; mutasarrıf, adliye müfettişi, defterdar, muavin, mektubçu, şer’iye mahkeme hakimleri, ruhanî işler memurları ve bunların üzeri bir mevkide olan memurları, ancak Sadaret’ten kendisine havale edilmesi halinde muhakeme edebilir.[61]

Bu dairede görülen davalarda varılan kararların çoğu, nihaidir. Ancak önemli ve gerekli görülen bazı hususlar, bir defa da Şûra-yı Devlet Hey’et-i Umûmiyesi’nde görülür ve hükme bağlanır.[62]

12 Haziran 1872 tarihinde, Şûra-yı Devlet’in, kendisinden beklenen verimi gösterememiş olduğu ve özellikle de Muhâkemât Dairesi’nin gereksiz görüldüğü[63] kanaatinin yaygınlaşması üzerine; aynı yıl bu daire, görevleriyle birlikte Divân-ı Ahkâm-ı Adliye Nezareti’ne nakledilmiştir.[64] Böylece Şûra-yı Devlet, yargı ile ilgili görevinin bulunmadığı bir döneme girmiş ve bu durum I. Meşrutiyete kadar sürmüştür.

1876 yılında, Osmanlı Devlet teşkilatının yeniden yapılanması esnasında, Şûra-yı Devlet de bundan etkilendi ve görevlerinde değişiklikler oldu. İade edilen yargı yetkisini kullanmak üzere, yeniden Muhâkemât Dairesi kuruldu. Ancak hükümetle şahıslar arasındaki idari davalar umumi mahkemelere bırakıldığı[65] için, bu daire yine de eski gücüne kavuşamadı.

Bu dairenin alt birimleri ise şunlardır:

  • Müdde-i Umûmilik ve Mustantıklık
  • Muhâkemât Dairesi Hey’et-i Umûmisi
  • Istinaf Mahkemesi
  • Temyiz Mahkemesi
  • Hey’et-i İttihâmiye
  • İhtilâf-ı Merci’ Encümeni
  • Bidâyet Mahkemesi

17- Bâb-ı Âli İstatistik Encümeni: 28. Temmuz 1891 tarihinde yayınlanan nizamnâmesiyle[66] Şûra-yı Devlet bünyesinde kurulmuş bir birimdir. Taşrada meydana gelen her şeyin, istatistik halinde buraya bildirilmesi üzerine; bunları inceleyip, mütalaasını Sadaret’e bildirmekle yükümlüdür.

Şûra-yı Devlet üyelerinden üç, Dahiliye ve Hariciye Nezaretleri’nden de birer memurun tayin edilmesiyle oluşan encümen, Şûra-yı Devlet Reisi’ne bağlı olup; azâlardan biri Reis-i Sâni olarak görev yapar. Yazışmaları yürütecek büro memurları da, yine buranın katiplerinden oluşur.

Vilâyet ve müstakil sancakların başında bulunan vali ve mutasarrıflar, sorumluluk bölgelerindeki; mülkiye, maliye, adliye, nâfia, maarif ve belediyeye hususları jurnallere kaydetmek zorundadırlar. Dökümleri yapılan bu listeler; her yıl şubat ayının sonunda, encümenden gönderilecek istatistik cetvellerine işlenir.

Vali ve mutasarrıflarca hazırlanan bu yıllık istatistik cetvelleri, encümence tedkik ve mütalaa edilerek, diğerleriyle karşılaştırılır. Bunların tamamı üzerindeki görüş ve düşünceleri ihtiva eden mazbata düzenlenerek Sadaret’e sunulur. Encümence, yayınlanmasında fayda görülen istatistikler her sene düzenlenip Sadaret’e sunulur ve iradesi alınarak neşredilirdi.

Osmanlı Devleti’nin yurt dışındaki büyük elçilerine ait evrakı bir deftere kaydedilerek, sene sonunda Hariciye Nezareti’ne gönderilirdi. Bu defterler nezarette incelenerek, gizli olmayanlar özet halinde yine İstatistik Encümeni’ne bildirilirdi. Burada toplanan özet bilgiler encümence incelenerek; bir kısmı politika; bir kısmı kanun-maliye-ticaret-ziraat-nafia-maarif-nûfus kaydı-askerîteknik-denizcilik- zabıta; bir kısmı adliye, hukuk ve bir kısmı da bunlar dışındaki hususlar olmak üzere, dört bölüm halinde düzenlenir. İstatistikleri de bu kısımlara göre yapılırdı.

II. Abdülhamid devrinin karakteristik özelliğini yansıtan Bâb-ı Âli İstatistik Encümenine II. Meşrutiyet’ten sonra artık rastlanmamaktadır.[67]

B. Hey’et-i Umumiye

Şûra-yı Devlet dairelerinde müzakere olunan konulardan, gerekli ve önemli görülenlerin bir defa daha görüşülmesi için; 1 Nisan 1868 tarihli Nizamnâme-i Esasiyle kurulmuştur.[68] Genel kurul mahiyetindeki “Şûra-yı Devlet Hey’et-i Umûmiyesi”ne, Şûra-yı Devlet reisi bizzat başkanlık eder. İlk kuruluşunda; özellikle kanun, tüzük ve yönetmeliklere ait maddelerin, önce dairesinde sonra burada görüşülmesi karar altına alınmış; hatta, Şûra-yı Devlet’in işleyiş esaslarını belirleyecek Dahili Nizamnâme’nin dahi burada müzakere edilmesi, bir madde olarak yönetmeliğe konmuştur.[69]

Normalde haftada iki defa, gerektiğinde ise her gün toplanan Hey’et-i Umumiye’nin bürokratik işleri, Başkitabet’in sorumluluğundadır.

Ayrıca Şûra-yı Devlet’te her yıl düzenlenmekte olan genel istatistik cetvelleri, heyetin tasdikinden sonra padişaha arz edilebilirdi. Bu nizamnâmeyle, haftalık toplantı sayısı ise bire indirilmiştir.

C. Bürolar ve Görevlileri

  1. Başkitabet ve Başkâtip

Şûra-yı Devlet bünyesindeki bütün bürokratik birimlerin bağlı olduğu Genel Sekreterlik makamıdır. Sadaret tarafından Şûra-yı Devlet’e gelen evrakın girişi ve işlemden sonra çıkışı burada yapılır. Başkitabet’in başında, kurumun Genel Sekreter’i durumunda olan Başkâtip bulunur.[70] 25 yaşından yukarı olan kişilerden, Reis-i Evvelin seçmesi[71] ve Sadrazamın teklifi üzerine, padişahın İrade-i Seniyyesiyle atanırlar.[72]

Aynı zamanda Şûra-yı Devlet azâsı sayılan ve müzakerelerde oy kullanabilen Başkatip;[73] mebus olamaz, başka bir memuriyet alamaz ve azledilmedikçe veya istifa etmedikçe görevden alınamaz.[74]

Başkitabet’ten başka yine büro işlemlerinin yürütülmesi için “İkinci Kâtiplik”, “Daire Başkitabeti” ve “Mazbata Kalemi-Evrak Kalemi-Mektubi Kalemi” ile buralarda görevli “Muavin” ve “Mülazımlar” ve katipler vardır. Şûra-yı Devlet’te ayrıca Hademe, İmam, Müezzin ve dilsiz kimseler de görev yapmaktadır.

IV. Şûra-yı Devlet’in İşleyiş Şekli

Şûra-yı Devlet’in bakanlık, kurum ve vilâyetlere ait konularda tek muhatabı Sadâret’tir. Müzakere edilmesi istenen bütün hususlar Sadâret’ten buraya havale edilir. Görüşme sonunda çıkan karar mazbataları da yine bu makama bildirilirdi. Kurumlarla irtibatı Sadaret sağlar. Ancak padişah re’sen bir iş havale edebileceği gibi, halk da doğrudan dilekçe verebilirdi.[75]

Şûra-yı Devlet’e havale olunan evrakı Başkatip dairelere taksim eder. Dairelerde müzakere edilip kararlaştırılan konunun mazbatası müsvedde olarak Başkitabet’e gönderilerek Riyasetin de görmesi sağlanır. Bilahare temize çekilmek üzere daireye iade edilir. Üyelerin mühürleriyle mühürlenen mazbata, arz edilmek üzere Sadaret’e gönderilir. Reis-i Evvel’in bizzat katılmadığı görüşmelerin mazbatasına ise, Şûrâ-yı Devlet mühürü vurulur.[76] Kararı, ilgili daireye yine Sadaret bildirir.

Dairelerde görüşülen kanun ve nizamnâmelerle diğer bazı önemli hususlar, bir defa da Hey’et-i Umûmiye’de görüşülür.[77] Burada karar halinde yazılan mazbata yine aynı yolla Sadaret’e ve oradan da ilgili kurum ve vilayete gönderilir.

A. Dairelerin İşleyişi

Şûra-yı Devlet’te asıl muamele dairelerde cereyan eder ve konular buralarda görüşülüp tartışıldıktan sonra karara varılır. Dairelerdeki müzakerelerin usul ve şekilleri de yönetmeliklerle belirlenmiştir. Bu muameleleri üç safhada incelemek mümkündür:

  1. Hazırlık Safhası

Başkitabetçe dairelere havale edilen hususlar müzakere edilmeden önce bir takım ön çalışmalara tabi tutulurlar. Daireye gelen evrakları kaydetmek için “Âdiye” ve “Mühimme” adlarıyla gündem defteri (Rûznâme-i Müzakere) tutulur. Müzakere edilecek maddeler, Reis-i Sâni tarafından özetlenmek üzere aza veya muavinlerden birine havale edilir. Havale edilen bu evrak, tarih ve nev’ini gösterir şekilde “Fihrist Defteri”ne[78] kaydedilir ve bu defter müzakere esnasında başkanda bulunur. Muavinlerce özetlenip rapor haline getirilen evrak artık müzakereye hazır hale gelmiştir.

  1. Müzakere Safhası

Özetlenerek Fihrist Defteri’ne kaydedilen hususlar, Reis-i Sâni’nin tercihine göre sırayla müzakereye konulur. Görüşmelerde, üyelerin yarıdan fazlası hazır bulunması gerekmektedir.[79]

Dairelerde, her güne ait; o günün ismi, tarihi, katılanların isimleri, görüşülen maddeler, verilen kararlar oy birliğiyle mi yoksa ekseriyetle mi olduğunu gösterir “Zabıt Ceride”leri tutulur. Muhalif görüş belirten üyelerin isimleri ve muhalefet şerhleri de yazılır. Zabıt Ceridesi müzakere başında okunur.[80]

Reis-i Sâni tarafından yürütülen görüşme sırasında üyeler başkandan izin alıp görüşlerini açıkça söylerler. Daha önceden ilgili evrakı alıp inceleme yetkileri vardır.[81] Şûrâ-yı Devlet azası hangi rütbede bulunursa bulunsun, buradaki görevleri esnasında eşittirler.[82]

Muavinler özetlemiş oldukları hususlar hakkında görüş beyan edebilirler.[83] Bakanlıklara ait kanun ve nizamnâmelerin veya çok önemli konuların görüşülmesi sırasında ilgili kurumdan bir görevli çağırılır.[84] Nâzırlar da kendi nezaretlerine hususların müzakerelerine fevkalâde aza olarak katılıp oy kullanabilirler.[85]

Daha etraflı görüşülmesi gereken meseleler için özel bir komisyon oluşturulabilir. Bazen bir konu birden fazla daireyi ilgilendirebilmektedir. Bu durumda oluşturulan komisyona ise; dairelerden birinin reis-i sânisi Riyâsetçe başkan tayin edilir.[86] Müzakereler mülâzımlar tarafından kaydedilir.

  1. Oylama ve Karar Safhası

Reis-i Sâni tarafından yönetilen oturumda bir konu yeterince müzakere edildikten sonra oylamaya geçilir. Kararlar ekseriyetle alınır, reisle azanın oyları eşittir. Çoğunluk gizli oylama istemediği takdirde açık oylama yapılır.[87] Varılan karar Zabıt Ceridelerine yazılarak; başkan, mevcut üyeler ve başkatipçe imzalanır. Defterde silinti ve kazıntı yapılamaz.[88]

Kararlaştırılan konunun mazbatasının veya müzekkeresinin müsveddesi yazılarak Şûra-yı Devlet Başkitabeti’ne gönderilir. Böylece Reis-i Evvel’in de görmesi sağlandıktan sonra geri gönderilip dairesinde temize çekilir. Mazbatalar azalarca mühürlenir ve arzolunur. Çoğunlukla alınan kararların mühür yerinde muhalif görüş belirtenlerin isimleri yazılır.[89]

Muhâkemât Dairesi’nin işleyişi ise diğerlerinden biraz farklıdır. Bir kurum aleyhindeki dava görüşülürken, o kurumdan bir memur burada görevlendirilir. Ayrıca görülen dava veya mahkeme Şûra-yı Devlet’in diğer dairelerinden hangine aitse, oradan da bir zat bulunacak ve mazbatayı mühürleyecektir.[90]

Memurîn muhakemesinde sorgulama gerektiğinde, itham olunan şahıs hey’etçe sorgulanıp istintaknâmesi imzalanır ve Reis-i Sâni’ye verilir.[91] Bilâhare davalara bidayeten, istinafen ve temyizen bakılır. Davacı gelmediğinde vekil tayin edebilir.[92]

Muhâkemât Dairesi’nin verdiği hükümler Reis-i Sâni tarafından davacı ve davalı taraflara açıklanarak, mazbatası uygulamaya konulur. Bu hükümlerin icrası ilgili kurumlara aittir.[93]

B. Hey’et-i Umûmiye’nin İşleyişi

Dairelerde görüşülen önemli konular ve özellikle de kanun-nizamnâme lâyihaları, bir defa da Hey’et-i Umûmiye’de müzakere edilir. Bütün üyelerin katılımıyla oluşan bu toplantının yapılabilmesi için, yarıdan fazla katılımın olması gerekmektedir. Daha önceden özetlenmiş konular liste halinde düzenlenerek; gerekirse ictimada okunur. Kanun ve nizamnâme lâyihaları ise bastırılıp birkaç gün önceden üyelere dağıtılarak incelenmesi sağlanır. Görüşülecek husus, ilgili bakanlığın mütalâasını gerektiriyorsa, oradan da birisi davet edilir.[94]

Şûra-yı Devlet Hey’et-i Umûmiyesi toplanınca, önce zabıt ceridesi sonra da görüşülecek maddelerin müzekkeresi okunur. Bundan sonra, müzakere edilen konu hangi daire ile ilgiliyse, o dairenin Reis-i Sânisi şifahi bilgi verir ve buradan gelen mazbata da okunarak görüşmeye başlanır. Müzakere sırasında söz almak, cevap vermek isteyenler, belirlenen sıraya göre, diğer konuşmacının sözü bitince konuşurlar.[95]

Maddeler yeterince görüşülüp müzakereler tamamlanınca, üyelerin görüşlerini belirlemek için oylamaya geçilir. Oylamayı yapmakla yetkili olan Reis-i Evvel’in sorusuna azalar sadece “red” veya “kabul” şeklinde cevap verebilirler. Oylama açıktan yapılır. Ancak çoğunluk gizli oylama isterse, bu uygulanır. Kararlarda oybirliği temin edilemezse, yarıdan fazla olan geçerlidir. Eşitlik durumunda ise Reis-i Evvel’in oyu iki oy sayılır.[96]

Bu şekilde karara varılan husus zabıt ceridesine yazılarak Reis-i Evvel ve Başkâtip’çe imzalanır. Hey’et-i Umûmiye’de değiştirilmeden aynen kabul edilen nizamnâme lâyihalarına ve gerekçe mazbatalarına birer zeyl yazılarak; layihalar Şura-yı Devlet mührüyle, mazbata ve zeyller ise bütün üyelerin mühürleriyle mühürlenir. Müzakereye katılan bakan da bunları mühürler. Hey’et-i Umûmiyenin mazbataları da, dairelerin mazbataları gibi düzenlenir.[97]

Muhâkemât Dairesi için toplanan Hey’et-i Umûmiye ise şekil olarak biraz farklıdır. Reis-i Evvel, Başkâtip, Daire Reis-i Sânisi, azâlar, muavinler ve diğer dairelerden katılan üyelerden oluşan bu hey’ete, gerektiğinde Müdde-i Umûmi, davalı (veya vekili) veya itham edilen memurun vekili de katılabilir. İtham edilen memur çağırılarak, bir diyeceği olup-olmadığı sorulur ve heyetçe sorguya çekilir. Karar için; katılanların üçte birinin oyları yeterlidir. Bu da elde edilemezse dairenin kararı aynen tasdik edilir. Bu müzakere, bir devlet dairesinin şikayeti üzerine veya Şûra-yı Devlet dairelerinden birinin kararı üzerine olduysa; oralardan hiçbir memur veya aza buraya katılamaz. Muhâkemât Hey’et- i Umûmiyesi’nin müzakere ve kararlarının zabtı da diğer hey’etteki gibidir.[98]

Abdülmecit MUTAF

Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 13 Sayfa: 599-609

Kaynaklar:

Arşiv Belgeleri

♦ Dosya Usulü İradeler Tasnifi.

♦ İrade Dahiliye.

♦ İrade Şûrâ-yı Devlet.

♦ Meclis-i Vükelâ Mazbataları (M.V. ) 113, 119/101 ve 225.

♦ Nizamât Defterleri.

♦ Umûmi Devlet Salnâmeleri 1867-1916/1284-1334 yılları arası 45 adet Salnâme.

Araştırma ve İncelemeler

♦ AKYILDIZ Ali; Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilatında Reform (1836- 1856), İstanbul, 1993.

♦ CANATAR Mehmet; “Şura-yı Devlet Teşkilatı ve Tarihi Gelişimi”, İlmi Araştırmalar 5, s. 107, Düstur.

♦ MUMCU Ahmet; Hukuksal ve Siyasal Karar Organı Olarak Divân-ı Hümâyun, Ankara, 1986. SEYİTDANLIOĞLU Mehmet; Tanzimat Devri’nde Meclis-i Vâlâ (1838- 1868), Ankara, 199. UZUNÇARŞILI I. Hakkı; Osmanlı Devleti’nin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Ankara, 1984.

Dipnotlar :

[1] İ. Hakkı UZUNÇARŞILI; Osmanlı Devleti’nin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Ank. 1984, s. 262.

[2] Ahmet MUMCU; Hukuksal ve Siyasal Karar Organı Olarak Divan-ı Hümayun, Ank. 1986, s. 160.

[3] Ali AKYILDIZ; Tanzimat Dönemi’nde Osmanlı Devlet Teşkilatı’nda Reform (1836-1856), İst. 1993, s. 180.

[4] Meclis-i Vâlâ hakkında geniş bilgi için bakınız: Mehmet SEYİTDANLIOĞLU; Tanzimat Devrinde Meclis-i Vala (1838-1868), Ank. 1994.

[5] Mehmet SEYİTDANLIOĞLU, a.g.e., s. 47 v. d.

[6] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA); Dosya Usulü İrade Tasnifi (DUİT) 37-2/9-37 (8. Z. 1284) “…Umûr-i icrâiye ki mesâlih-i devletin rü’yet vazifesidir. Bunun Umûr-ı mahsûsa-i hukûkiyeye müdâhalesi olmayarak herbirinin ayrı ayrı daire-i müstakilesinde cereyân etmesi kavâid-i esâsiyeden olduğu.”.

[7] “1281 Teşkîl-i Vilâyet Nizamnâmesi” ve bunun uygulanmasıyla ilgili daha geniş bilgi için bkz. İlber ORTAYLI, Tanzimat’tan Cumhuriyete Yerel Yönetim Geleneği, İst., 1985.

[8] “…muahharan yapılmış olan “Vilâyetler Nizamnâmesi”nde bu tefrîk-ı mesâlih kâidesi esas ittihaz olunarak tâ karyelerden bed’ ile kaza ve sancak ve vilâyetlerde idâre-i umûr-ı devlet ve memleket için başka ve hukûk-ı âdiye ve cinâyât için başka mahsûs ve müstakil meclis teşkîl olunub…” a.g.b. deki “Takrîr”,

[9] Şûra-yı Devlet’in kuruluşuyla ilgili olan İrade Dahiliye 39859 no’lu belgenin aslı Osmanlı Arşivi’nde mevcut olmayıp varlığı DUİT 37-2/9-36 no ve 8. Z. 1284 tarihli belgedeki ifadeden ve İrade Dahiliye 1284 adlı katalogdaki özet bilgiden anlaşılmaktadır.

[10] Şûrâ-yı Devlet’in ilk evrâkı olan İrade Şûrâ-yı Devlet No 3 ve 26 Za 1284 tarihli belge “Eyüb semtinde vukûa gelmiş olan çevre kirlili? inin giderilmesi” ile alakalıdır. Şûrâ-yı Devlet, Esas Nizamnâme’sinin çıktığı 1 Nisan 1868/8. M. 1285 tarihine kadar aynı şekilde çalışmaya devam etmiş ve bir mikdar daha irade sâdır olmuştur.

[11] DUIT 37-2/9-38 No’lu belgedeki “Takrîr”.

[12] A.g.b. nin takdim yazısı.

[13] Mehmet SEYİTDANLIOĞLU, a.g.e., s. 59’dan Tasvîr-i Efkâr, No: 854 (18 Mayıs 1285/11 Mayıs 1868).

[14] Mehmet SEYİTDANLIOĞLU; a.g.e., s. 61.

[15] Mehmet CANATAR; “Şura-yı Devlet Teşkilatı ve Tarihi Gelişimi”, İlmi Araştırmalar 5, s. 107.

[16] BOA DUİT; 37-2/9-37; Takvim-i Vekayi’, 963 (2 Muharrem. 1285/25 Nisan 1868 ve Düstur, I. Tertib, I, 703-706.

[17] DUIT 37-2/9-37, mad. 1.

[18] A.g.b. mad. 2.; DUIT 37-2/9-12; DUIT 37-2/9-38, mad. 13.

[19] DUIT 37-2/9-37, mad. 4.

[20] DUIT 37-2/9-38, mad. 13.

[21] “…müteallık buyurulan irade-i seniyye… üzerine her nev’ mesâlih ve mesâil hakkında beyân-ı rey eylemeye.” DUIT 37-2/9-37, mad. 2.

[22] “… vilâyât nizâmı iktizâsınca beher sene merâkiz-i vilâyâtta ictima’ eden mecâlis-i umûmiyenin ıslahata dâir tezekkür edece? i. mevâdd-ı mezkûreyi onlarla kararlaştırmaya memurdur” a.g.b. mad. 2; DUIT 37-2/9-34, mad. 18; DUIT 37-2/9-38, mad. 13.

[23] DUIT 37-2/9-37, mad. 2.

[24] DUIT 37-2/9-34.

[25] A.g.b. mad. 5.

[26] DUIT 37-2/9-30.

[27] DUIT 37-2/9-27.

[28] DUIT 37-2/9-38, mad. 14.

[29] Nizâmat Defteri 2, s. 100 v. d.

[30] DUIT 37-2/9-12.

[31] Salnâme 1333-1334, s. 126-129.

[32] DUIT 37-2/9-37 “Takrîr” ve mad. 2.

[33] A.g.b. mad. 3 ve 5.

[34] “… tanzîm-i kavânîn ve mukâvelâta memur.” DUIT 37-2/9-31.

[35] Kanun-i Esâsi, mad. 53.

[36] DUIT 37-2/9-38, mad. 14.

[37] Kanun-i Esâsi, mad. 54.

[38] “idâreye müteallık kavânîn ve nizâmâtın tefsîr-i ahkâmına” a.g.b. mad. 14 ve 24.

[39] A.g.b. mad. 14.

[40] A.g.b. mad. 20.

[41] DUIT 37-2/9-34, mad. 19.

[42] A.g.b.; DUIT 37-2/9-38 ve diğerleri.

[43] A.g.b. mad. 108.

[44] “Kavânîn ve nizâmatın temamî-i cereyânına nezarete ve adem-i hüsn-i icrâları takdirinde lâzım gelenlere beyân-ı hâle mezundur”. DUIT 37-2/9-37, mad. 4; “Ve kavânîn ve nizâmât-ı mevzûanın adem-i hüsn-i icrâları takdirde beyân-ı hale.” DUIT 37-2/9-38, mad. 15; “… devâir-i idarece kavânîn ve nizâmât ahkâmına muhâlif vukûuna muttali’ olacağı icraat ve muâmelâtı devâir-i âidesinden vesâireden icrâ edeceği tahkîkât üzerine bilmüzâkare mütâlaatını bâ mazbata makâm-ı Sadârete bildirmeğe.” DUIT 37-2/9-12.

[45] DUIT 37-2/9-27. Ancak daha önce belirtildiği gibi bu dairenin akibeti bilinmemektedir.

[46] “…vâridât ve mesârifât bütçelerinin ve muhâsebât-ı umûmiye defterlerinin icrâ-yı tedkîkâtı zımnında ictima eden meclis-i mahsûsda Şûra-yı Devlet’in reis-i sânileriyle herbir dairesi azasından birer zevât bulunacaktır” DUIT 37-2/9-37, mad. 2.

[47] Nizâmat Defteri 5, s. 145-146.

[48] DUIT 37-2/9-37, mad. 3.

[49] DUIT 37-2/9-34.

[50] DUIT 37-2/9-37, mad. 3.

[51] DUIT 37-2/9-34, mad. 15.

[52] DUIT 37-2/9-37, mad. 3.

[53] DUIT 37-2/9-34, mad. 3 ve 13.

[54] DUIT 37-2/9-30.

[55] DUIT 37-2/9-37, mad. 3.

[56] DUIT 37-2/9-34.

[57] DUIT 37-2/9-37, mad. 3.

[58] DUIT 37-2/9-34.

[59] DUIT 37-2/9-34.

[60] A.g.b., mad. 3.

[61] A.g.b., mad. 4.

[62] A.g.b., mad. 21.

[63] “…Muhâkemattakilerin beyhûde iştigal mevzû-ı bahs idüğü…” DUIT 37-2/9-30

[64] İrade Dahiliye. 63534; DUIT 37-2/9-27.

[65] Kanun-i Esâsi, mad. 85; Salnâme 1294, s. 113.

[66] Nizamât Defteri 5, s. 145-146.

[67] Salnâme 1326, s. 182-195.

[68] DUIT 37-2/9-37, mad. 5.

[69] A.g.b., mad. 13.

[70] DUIT 37-2/9-37, mad. 6.

[71] DUIT 37-2/9-38, mad. 5 ve 6.

[72] DUIT 37-2/9-37, mad. 7.

[73] DUIT 37-2/9-35.

[74] DUIT 37-2/9-38, mad. 7.

[75] DUIT 37-2/9-37, mad. 2; DUIT 37-2/9-34, mad. 24.

[76] A.g.b., mad. 25, 37 ve 38; DUIT 37-2/9-37, mad. 54, 70 ve 71; DUIT 37-2/9-37, mad. 5.

[77] A.g.b., mad. 5; DUIT 37-2/9-34, mad. 20, 21, 22 ve 23; DUIT 37-2/9-38, mad. 38 ve 39.

[78] DUIT 37-2/9-37, mad. 9; DUIT 37-2/9-34, mad. 26, 27 ve 28; DUIT 37-2/9-38, mad. 49, 55, 56 ve 57.

[79] A.g.b., mad. 58 ve 60; DUIT 37-2/9-34, mad. 31.

[80] A.g.b., mad. 35 ve 36; DUIT 37-2/9-38, mad. 61 ve 62.

[81] A.g.b., mad. 63 ve 69.

[82] A.g.b., mad. 18; DUIT 37-2/9-37, mad. 12.

[83] DUIT 37-2/9-38, mad. 19.

[84] DUIT 37-2/9-34, mad. 19.

[85] DUIT 37-2/9-38, mad. 16.

[86] DUIT 37-2/9-34, mad. 32.

[87] DUIT 37-2/9-37, mad. 10; DUIT 37-2/9-34, mad. 30.

[88] A.g.b., mad 36; DUIT 37-2/9-38, mad. 62.

[89] A.g.b., mad. 70, 71 ve 74; DUIT 37-2/9-34, mad. 37, 38 ve 40.

[90] A.g.b., mad. 5 ve 11.

[91] A.g.b., mad. 10; DUIT 37-2/9-38 mad. 30.

[92] DUIT 37-2/9-34, mad. 6.

[93] DUIT 37-2/9-38, mad. 28.

[94] DUIT 37-2/9-34, mad. 48, 49 ve 50; DUIT 37-2/9-38, mad. 76, 77, 78 ve 79.

[95] DUIT 37-2/9-34, mad. 51, 52 ve 54; DUIT 37-2/9-38, mad. 82, 83 ve 85.

[96] DUIT 37-2/9-34, mad. 55, 56, 57 ve 58; DUIT 37-2/9-38, mad. 88, 89, 90 ve 91.

[97] DUIT 37-2/9-34, mad. 60; DUIT 37-2/9-38, mad. 93 ve 97.

[98] DUIT 37-2/9-34, mad. 45, 46 ve 47; DUIT 37-2/9-38, mad. 98, 99, 100, 101 ve 102

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s