GEORGE SOROS DOSYASI : KİMDİR BU GEORGE SOROS ? /// SINIRLARI DEĞİŞTİREN GÜCÜN FAALİYETLERİ

KİMDİR BU GEORGE SOROS ?

George Soros’un dünyadaki bütün faaliyetleri hakkında toplumun belli ölçüde bilgisi vardır. Çeşitli ülkelerde Amerikan yanlısı yönetimler oluşturmak için sivil toplum örgütleri kurarak, bunları bol para ve çeşitli propaganda yöntemleriyle iktidara getirme çalışmalarının ardında hep Soros var. Peki bu Soros’un patronu nedir, ne iş yapar, ciddi bir yatırımı var mıdır? Bu kadar büyük paraları nereden bulur. Niçin bu paraları dağıtır. Hiç kafa yordunuz mu?

Dünyanın en büyük tefecilerinden biri olan Soros’un Türkiye’de de kurduğu "Açık Toplum Enstitüsü" isminde bir kuruluşu var. Bu enstitü kanalıyla George Soros’un Türkiye’de 8 milyon dolar harcadığı, bizzat kendi açıklamalarında ortaya çıktı. Soros dünyanın birçok ülkesinde faaliyetlerini sürdürüyor. Özellikle Türk Cumhuriyetleri’nde de yoğun faaliyetleri var. Türkiye’deki ve Türk Cumhuriyetlerindeki faaliyetleri bizi yakından ilgilendiriyor. Peki ne yapıyor bu Soros…

Örneğin Türkiye’de harcadığı 8 milyon dolarla hangi faaliyetlerde bulunmuştur. Bu fonlardan kimler faydalanmıştır. Hangi kitaplar basılmış, hangi toplantılar düzenlenmiştir. Madem bu kuruluşun adı "Açık Toplum Enstitüsü" biz de açık açık soruyoruz, bu faaliyetlerin dökümünü neden Türk kamuoyuna açıklamıyorsunuz. Siz Türkiye’yi ve Türk insanını çok mu seviyorsunuz da, bu paraları harcıyorsunuz? Gürcistan’da, Ukrayna’da yaptırdığınız sivil darbeleri biliyoruz. Turuncu devrim adı altında, Türk Cumhuriyetleri’ndeki faaliyetlerinizi de yakından takip ediyoruz. Gerçekten siz bir işadamıysanız, dünya siyasetiyle işiniz nedir. Nepal’de, Liberya’da, Azerbaycan’da…. daha onlarca ülkedeki faaliyetlerinizi sadece ticari olarak mı açıklayacaksınız?

Sonra sizin Türkiye’nin AB siyasetiyle, Kıbrıs politikasıyla ne alakanız var? Kimse çıkıp da bu adama "Kardeşim sen ne yapmak istiyorsun. Türkiye’nin siyasetini Türk insanı belirler. Senin enstitülerin belirleyemez" demiyor. Veyahut, bu adamdan para alarak faaliyetlerini sürdüren Can Paker, Osman Kavala, Eser Karakaş ve Ahmet İnsel, bu soruları sormuyor. Açık Toplum Enstitüsü Başkanı Hakan Paker’e kimse "Bu enstitü kurulduğu 2001 yılından bu yana ne yapıyor" diye sormuyor.

Biz söyleyeyim Eğitim reformunun geliştirilmesi, İnsan Hakları bilincinin yaygınlaştırılması, Ders kitaplarının demokratikleştirilmesi, Pilot illerde sanat merkezlerinin kurulması… Bunlar sadece yeni sipariş edilen projeler …George Soros, Türk insanının eğitimiyle öyle ilgileniyor ki, bakın ders kitaplarımıza kadar karışıyor. İlk bakışta çok güzel projeler gibi gözükse de bu projeleri incelediğinizde Küresel Esaretin kölelerini yetiştirme projeleri olduğunu görürsünüz.

Türkiye’ye ayrı bir önem veren Soros, "Türkiye’ye yaptığım ziyaretlerden de biliyorum ki, Türkiye gerçekten açık toplum olma ve demokratikleşme yolunda önemli adımlar attı" diyor. İşte Soros da böyle diyorsa Türkiye için çanlar çalıyor demektir. Açık Toplum adı altında milleti köleleştiren bu projelerin benimsenmesi demek, kaçık toplum olma yolunda adım atmamız demektir.

Bir toplum kendi isteğiyle küresel esaretin kölesi olmayı kabul ediyorsa, bu insanların beyninin ne derece yıkandığını gösterir.

Bu projelerde ortaya çıkan faaliyetleri çok dikkatli inceleyin… Bu ülkenin gerçek manada faydasına olacak bir tek projeyi göremezsiniz. Güzel Türkçemizde çok güzel bir atasözü vardır, "Parayı veren düdüğü çalar". Şimdi de Soros, Türkiye’de düdüğü çalabilmek için bu paraları akıtıyor.

Soros bu tür projeleri neden Amerika’da yapmıyor. Amerika’da insan hakları bilincinin yaygınlaşması için harcamıyor. Amerikan Yahudisi George Soros, dünyayı Amerikan’nın küresel esareti altına sokmak için para harcıyor da ondan. Yoksa, dünyada bugün insan haklarını en çok ihlal eden ülke Amerika… Irak’ta her gün katledilen çocukların resimleri de mi bu adamın faaliyetlerine kuşku ile bakmamızı sağlamıyor.

Allah aşkına soruyorum size bu adamın faaliyetlerini Türkiye’de yasaklamazsak, Türkiye’nin başını ağrıtacak daha çok projelere imza atar

Para zamanımızın ilâhıdır ve Rothschild da onun peygamberidir!

Rothschild Ajanı Olarak Soros : George Soros’un Gerçek Hikayesi

Executive Intelligence Review, Nisan 1997

George Soros yalnızca dünyanın önde gelen megaspekülatörlerinden biri olmakla kalmaz, aynı zamanda Doğu Avrupa uluslarına karşı operasyonları düzenleyerek ulusların egemenlik haklarına saldırarak… bütün yaşamı boyunca Anglo-Amerikan monetarist düzeninin pis işlerini yapan bir "tetikçi" vazifesi görmüştür… Soros, Eylül 1992’de, "İngiltere Merkez Bankasıyla dişediş bir mücadele sonucunda" İngiliz poundunu ve İtalyan lirasını yıkıma uğrattı, bu spekülasyondan 12 milyar dolar kazandığını daha sonraki bir röportajında ağzından kaçırdı.

Yüksek faizli borç alarak Soros Almanlardan 40 milyar dolar topladı. Bunu nasıl başardığı bir sır olarak kaldı: ilk olarak, Soros gibi bir spekülatör yüzde beşlik bir oranla borç alabilmektedir, 1 milyon dolara 50 milyon dolar borç alabiliyor. İkinci olarak, Soros’un Bundesbank’ı batırmak isteyen ve aynı zamanda İngiliz poundunun aşırı değerlendiğini düşünen başında Rothschildlerin bulunduğu oligarşik çevrelerle bağları vardır. Üçüncü olarak, Soros, -başında bulunduğu Quantum Fonunun birkaç hamisinden biri olan- Citibank gibi bankalardan yüksek faizli borç alabilmektedir. Dördüncüsü, ABD istihbarat kaynakları, Soros’un, İsrail’deki General Ariel Sharon’un Eretz İsrael (Büyük İsrail) projesini destekleyen "sıcak para" kaynaklarından da gerektiğinde yararlanabildiğini belirtmektedir. Bunlar Soros’un Bundesbank’ın sırtını nasıl yere getirdiğini ve ERM’yi (Avrupa Kur Düzenleme Sistemi) etkisizleştirmeyi nasıl başardığı hakkında bir fikir verebilir.

"Hayırsever" Soros ve Açık Toplum Fonu

Soros Robin Hood değildir. Poundu ve İtalyan lirasını devalüe ederek cebe indirdiği 1-2 milyar dolarlık servetten küçük kırıntıları, von Hayek tarzı "serbest pisaya" ekonomisini yaymak ve ulusları yıkıma uğratmak için dağıtıyor. 1979 yılında kurulan, ilk Soros vakfı olan Açık Toplum Fonu, 1993 Aralık’ından itibaren, bu tarihte kurulan New York- Açık Toplum Enstitüsü bünyesine alındı. Bu enstitü, aynı yıl Budapeşte’de kurulan Açık Toplum Vakfı ve 1995’de kurulan Moskova-Açık Toplum Enstitüsü ile birlikte, Orta ve Doğu Avrupa’da ve Güney Afrika ve Haiti’deki 24 ülkedeki ulusal Soros vakıflarının sinir merkezleridir. Soros’a göre "Açık Toplum özel çıkarın izlenmesini dıştalamaz. Tam tersine, mükemmel bilginin yokluğunda, bireylerin çıkarlarının ne olduğunu belirlemeyi kendisine bırakmak ve pazar mekanizmasının bu çıkarları uzlaştırmasını beklemek en iyisidir." Soros vakıflarının 1994 yılı toplam harcaması 300 milyon dolar civarında. Açık Toplum Enstitüsü-New York, Soros’un çeşitli vakıfları arasında eşitler içinde birinci konumunda. Eylül 1993’de Soros ATE-New York’un başına Aryeh Neier’i getirdi. (Neier 12 yıldır, Soros’un kurduğu Human Rights Watch’ın (İnsan Hakları İzleme Örgütü) yöneticiliğini yapmış ve bundan önce de 8 yıl Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nin (ACLU) ulusal yöneticiliğini yapmıştı.

Hayek Tarzı Serbest Piyasacılığının Yayılması

Aktivitelerini aşağıda özetlediğimiz Açık Toplum Vakıfları yoluyla George Soros, SSCB çökmeden çok önce, Anglo-Amerikan Bankaları ve İMF öncülüğünde Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomik ve politik "geçiş süreci" mekanizmasının kurucusu konumuna gelmeyi başarmıştır. Berlin duvarının yıkılmasının ardından, İngiliz Başbakanı Margaret Thatcher ve onun yakın arkadaşı George Bush tarafından onaylanan "şok tedavi" politikasının ateşli bir savunucusu oldu. Soros, eksi Federal Banka başkanı ve David Rockeffeler’in Triletarel Komisyonu’nun Kuzey Amerika bölümü yöneticisi olan Paul Volcker, bir dönem İMF yönetiminde bulunan Citibank başkan yardımcısı H. Anno Ruding ve Harvard profesörü Jeffrey Sachs’la birlikte Polonya tarzı "şok terapi" modelinin yaratıcıları arasındadır. (Soros’un dikkatini Bolivya’da daha önce İMF tarafından uyguladığı "şok terapi"ye Sachs’ın çektiği belirtilmektedir.) Soros, Demokrasiyi Garantilemek kitabında Polonya’daki şok terapi deneyimini şöyle özetlemiştir: "Politik dönüşümün mutlaka ekonomik mesafe almakla sonuçlanması gerektiğini düşünüyordum. Polonya bunun başarılabileceği yerdi.

Anlaşılır bir ekonomik programın kaba hatlarını hazırladım, üç temel maddesi vardı: para politikasında stabilizasyon, yapısal dönüşümler, borçların yeniden yapılandırılması. Bu üç hedefin hep bir arada gerçekleştirilmesinin ayrı ayrı gerçekleştirilmesinden daha başaralı sonuç vereceğini iddia ettim… Bir tür hisse senedi karşılığı makroekonomik borç önerdim… Planı iktidar değişikliğinden sonra ekonomik yuvarlak masanın başında bulunan Gemerek’e ve Profesör Treziakowski’ye gösterdim, her ikisi de çok beğendiler… Benzer bir programı savunan Harvard Üniversitesi’nden Prof. Jefrey Sachs ile güçlerimi birleştirdim ve onun Polonya’da Stefan Batory Vaktfı yoluyla yürüttüğü çalışmaları finanse ettim… İMF programı onayladı ve 1 Ocak 1990’da yürürlüğe koydu. Halk için zordu ama insanlar gerçek değişimler görmek uğruna büyük acı çekmeye razıydı… Enflasyon azaldı, ama sonuç yine de sallantıdaydı çünkü yapısal düzeltmeler yavaş gerçekleşiyordu. Üretim %30 düştü, ama istihdam yalnızca %3 azaltılabildi. Bu yerleşmiş devlet işletmelerinin fazla mesai yaparak karlılıklarını korudukları ve istihdamı korumayı başardıklarını gösteriyordu, işletme yönetimleriyle işçiler arasında kırılması zor uğursuz bir ittifak vardı."

Polonya, Macaristan, Rusya ve Ukrayna’da nereye bakarsak, Soros’un bu kökten serbest piyasacı programı teşvik ettiğini ve İMF’nin de bunu mali disiplini sağlamak adına uygulamaya koyduğunu görmek mümkündü.

Shatalin Planı: Eski Sovyetler Birliği’ne "Şok Tedavi" Yaklaşımı

Soros, Sovyet devlet başkanı Mihail Gorbaçov ve Başbakan Margaret Thatcher’ın çağrısıyla, kendisinden, iktisatçı Jeffrey Sachs ve İtalya’dan Romano Prodi’nin de içinde bulunduğu bir ekibi İMF tarzı "şok tedavi"yi esas alan Shatalin planını tartışmak üzere toplaması istendiğinde Sovyetler Birliği üzerindeki etkisinin doruk noktasına ulaşmış oldu. "Soros Soros Hakkında" kitabında "Shatalin Plan’ın büyük bir savunucusuydum" diye yazdı. "Gorbaçov planı kabul etseydi, Sovyetler Birliğinin başında kalabilir ve Sovyetler Birliği dağıtılmak yerine reforme edilebilirdi."

Demokrasiyi Garantilemek ‘te Soros, Sovyetler Birliği ağır sanayisinin "Dev hidroelektrik santrallerini, çelik fabrikalarını, Moskova metrosunun mermer duvarlarını ve Stalinist mimarinin gökdelenlerini modern bir firavun tarafından dikilmiş sayısız piramitler gibi görmek mümkündü" diye yazdı. 4 Ocak 1993’de Washington Post’a verdiği bir mülakatta aynı monetarist temayı işledi:

"Sosyal güvenlik açığı zarar eden işletmelerin kapatılması için önemli bir teşvik oluşturuyordu. Fabrikalar kapatılabilirdi ve üretime gidecek ham maddeler ve enerji ise üretilenden daha pahalıya satılabilirdi."

Soros böylece birkaç kırıntı karşılığında eski Sovyetler Birliğinin tüm askeri-endüstriyel altyapısını, burada kullanılan enerji ve hammaddeleri yurtdışında haraç mezat pazarlayarak elden çıkarmayı öneriyordu… Rusya’nın altından alüminyuma geniş ham madde rezervleri ve enerji rezervleri, Soros’un March Rich – İsviçreli kanun kaçağı finansçı- gibi dostları eliyle yağma edildi. Aslında March Rich, Rus alüminyumunu Londra Metal Borsasında o kadar ucuza sattı ki, fiyatının yarı yarıya indirdiği halde kar etti. Bu etkinlikler Rus Mafyasının büyümesini hızlandırdı.

İnsan Hakları Mafyası

George Soros’un "insan hakları" konusundaki ilk tecrübesi Helsinki Yurttaşlar Topluluğu’yla yakın işbirliği içinde çalışan Charter 77 diye bilinen grup olmuştu… C77, Soros’un başlıca finansörü olduğu Human Rights Watch gibi "insan hakları" mafyası ağının bir parçasıydı. HRW ve onun yakın müttefiki İngiliz Dışişleri Ofisi’ne bağlı Amnesty İnternational (Uluslararası Af Örgütü) serbest ticaret ve küreselleşmeye direnen uluslara karşı uluslararası vuruş timiyle sıkı bağlantı içinde kurmuşlardır; saldırılarını "insan hakları" ihlallerine karşı müdahale görüntüsü altında gizliyorlar. HRW, 1995 Dünya Raporu "ekonomik bireysel çıkarı ortak refahla eşitleyen bir bakış açısına sahip olan" birey ve hükümetlere karşı şiddetli bir saldırı başlattı ve bu anlayışı kendi "insan hakları" görüşüne karşı bir "merkantilist tehdit" olarak damgaladı.

George Soros’un ardındaki gizli finans şebekesi William Engdahl

George Soros’un arkasındaki gerçek, hakkında özenle yaratılan medya imajından farklıdır… George Soros, Avrupa’nın aristokratik ve kraliyet aileleri tarafından yönetilen geniş ve oldukça kirli bir özel finans şebekesinin yalnızca görünen yüzüdür… Doğrudan devletin gücünü kullanmak yerine hayati önemde jeopolitik amaçlara ulaşmak için gizli içbağlantılı serbest finans çevrelerinin çıkarlarının geniş bir holdingi şeklinde birleşmiş, Batı Avrupa aristokrasisi ve oligarşisi ile bağlantılı. birçok bakımdan 17 yüzyılın İngiliz ve Hollanda Doğu Hindistan Şirketi modelinde. Önemli kaynaklara göre, bu kulübün merkezi eski Britanya İmparatorluğunun finans merkezi olan Londra’dır. George Soros ortaçağda Hofjuden, "Saray Yahudileri" denilen ve eski aristokrat aileler tarafından yönetilen bu güçlü ama gizli şebekenin bir üyesidir… Soros dünya finansal pazarlarında spekülasyon yapmaktadır, Quantum Fonu N.V. bütünüyle "hedge fund" (riskli kağıtlara yatırım yapan fonlar için kullanılan deyim, hedge fundlar günümüzde İnterpol tarafından en hızlı gelişen kara para aklama yolu olarak tanımlanmaktadır) adı verilen fon işletmesidir… Soros’un Quantum Fonu Curacao’da kayıtlıdır, Hollanda Antillerinde, karayip vergi cenneti – böylece hem vergi ödemekten kurtuluyor, hem de yatırımcılarının niteliğini gizleyebiliyor ve bu paralarla ne yapıldığını.)

Merkez bürolarını Curacao’ya taşıyarak, Soros ABD hükümetinin finansal aktivitelerini takibatının önüne geçebiliyor, ABD merkezli bir yatırım fonu zorunlu olarak bu takibatı kabul etmek durumundadır. Hollanda Antilleri, Hollanda Krallığının mülkü, OECD’nin Uluslararası Kapa Para Aklama İzleme Komitesi tarafından tekrar tekrar Latin Amerika kaynaklı uyuşturucu trafiğinden gelen paraların başlıca aklanma merkezi olarak dikkat çekilmiştir. .

Soros, çeşitli fonlarındaki 99 bireysel yatırımcının hiçbirinin Amerikan vatandaşı olmamasına özel bir önem veriyor. ABD güvenlik yasalarına göre, bir hedge fund içinde ancak 99 yatırımcı olabilir, "sofistike yatırımcı" olarak adlandırılan çok zengin bireylerden oluşturulabilir. Yatırım şirketini offshore hedge fundu olarak yapılandırarak Soros, kamu tahkikatından kurtuluyor. Soros’un kendisi Quantum Fonu’nun yöneticiler listesinde bile görünmüyor. Bunun yerine, yasal nedenlerle Quantum Fonu’nun resmi "Yatırım Danışmanı" olarak görünüyor. Soros’a bu konuda herhangi bir soru gelirse rahatlıkla fonun "yalnızca yatırım danışmanı" olduğunu iddia edebilir.

Konuyu bilen kaynaklara ABD’li ve Avrupalı yatırımcılara göre, Soros İsviçre’den yukarda değindiğimiz kaçak metal ve mal spekülatörü Marc Rich ve Tel Aviv’den; İsrailli gizli silah ve mal spekülatörü Shaul Eisenberg, Mossad’ın finans kanadıyla bağlantılı "Kirli Rafi" Eytan’ı ve Jacob Lord Rothschild ailesini de kapsayan çevrenin bir üyesidir.

Haliyle, Soros ve Rothschild ilişkilerini halktan gizlemeyi çıkarlarına daha uygun buluyorlar, Soros’un Londra’daki, İngiliz Dışişlerindeki, İsrail’deki, ABD finans oligarşisindeki dostlarının da adları gizlidir. Bu sayede bir yalnız hareket eden yatırım "dehası" Soros efsanesi yaratılabilmiştir, dünyanın en başarılı spekülatörlerinden biri, pazarlardaki boşlukları saptama konusundaki kişisel dehasına dayanarak. Onu tanıyanlar ve onunla iş yapmış olanların söylediklerine bakılacak olursa, içerden alınacak güvenilir, üstdüzey enformasyon almadan hiçbir önemli yatırım kararını asla almamaktadır.

Soros’un Quantum Fonu’nun yönetim kurulunda adı geçenlerden biri de Richard Katz’dır. Katz, Rothchild’lerin bir adamıdır, aynı zamanda Londra N.M. Rothschild & Sons ticaret bankasının yönetim kurulunda görünüyor ve Rothschild İtalya S.p.A’nın da başındadır. Rothchild’le, Soros’un Quantum Fonu arasındaki bir diğer bağlantı da Nils O. Taube’dir. Tabue, Rothschild’in başlıca iş ortağı olan yatırım grubu, St. James Place Capital’in bir ortağıdır. The London Times gazetesinin köşe yazarı, William Lord Rees-Mogg da Rothchild’in St. James Capital’inin yönetim kurulundadır.

Soros’un Quatum Fonu’nun yönetim kurulunda bulunan bir diğer isim İşviçre’nin en tartışmalı bankasının sahibi, "Cenevre’deki en kurnaz banker" olarak tanınan Edgar de Picciotto’dur. De Picciotto bir diğer Lübnan doğumlu banker, New York Cumhuriyet Bankasını kontrol eden Edmund Safra’nın uzun dönem dostu ve iş ortağı olmuştur. Safra’nın Cumhuriyet Bankası’nın Amerika’da yapılan soruşturmalarda Rusya’daki örgütlü suça bulaşmış, New York’taki Birleşik Devletler Federal Rezervi’nden Moskova’daki mafyanın kontrolündeki bankalara para aktardığı saptanmıştır. Safra aynı zamanda, Birleşik Devletler ve İsveç makamları tarafından Türkiye ve Kolombiya kaynaklı uyuşturucu paralarını akladığı gerekçesiyle soruşturulmaktadır.

Soros’un gizli uluslar arası Rothschild finans çevresiyle bağlantısı sıradan ya da tesadüfi bir bankacılık ilişkisi değildir. Soros gibi bir spekülatörün muazzam başarısını, ve bu adamın sayısız kez yüksel riskli pazarlarda hep "doğru kağıda" oynamayı başarmasını açıklamada çok katkısı olabilir. Soros’un en önemli devletlerde ve önde gelen özel yatırım merkezlerinde "içerden bilgi"ye erişimi vardır. İkinci Dünya Savaşından bu yana, İngiliz finans aygıtının merkezine oturan efsanevi Rothschild finans ailesi, kendisini gizleme ve kendisini kamunun gözünden kaçıran bir perde yaratma işinde büyük mesafe kat etti. Oysa bu perdenin ardında dünyanın en büyük ve en karanlık finans güçlerinden birisi saklıdır. Aile, zengin ama zararsız "centilmen" insanlar imajını yaratmak için kayda değer miktarda para harcamaktadır.

Rothschild ailesi bunların yanında, özellikle, 1948’den bu yana yeni bir İsrail devleti kurma davasının ateşli bir savaşçısı olarak ortaya çıkmakta ve bunun için de özellikle insanlığın Nazilerin İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere uyguladığı soykırıma karşı duyduğu öfkeyi kullanmaktadır. Gerçekten, İngiliz Dış İşleri Bakanı Arthur Balfour’un 1917 yılında Lord Rothschild’e İngiliz hükümetinin Filistin’de Yahudiler için bir ulusal vatan kurulması girişimini desteklediğini belirten ünlü mektubunu yollamasından itibaren Rothschild ailesi İsrail’in yaratılması işine etkin olarak katılmıştır. Dolayısıyla Soros’un günümüzde İngiliz ve Amerikan istihbaratlarıyla olduğu kadar, İsrail istihbaratıyla da ilişkilerinin olması şaşırtıcı olmamaktadır.

Her ne kadar işin kamuya görünen yüzünde, N.M. Rothschild yalnızca çölü ağaçlandırmak gibi faydalı projelere bağış yapan bir hayırsever rolündeyse de aslında birçok istihbarat operasyonunun merkezinde bulunmaktadır.

N.M. Rothschild ayrıca Tory partisinin Thatcher etrafında kümelenen "serbest piyasa"cı kanadına bağlı İngiliz İstihbarat sisteminin de en etkili gruplarından biri olarak kabul ediliyor. Rothschild & Sons, 1980’lerde Thatcher’ın başlattığı, bugün ise John Major hükümetinin sürdürdüğü milyar dolarlık İngiliz devlet işletmelerinin özelleştirilmesi kampanyasına büyük meblağlarda yardım yaptığı söyleniyor. Ayrıca Rothschildlerin dünya altın ticaretini de yönlendirdikleri biliniyor. Altın ise küresel uyuşturucu ekonomisinin temel aracı durumundadır.

N.M. Rothschild ayrıca uyuşturucu karşılığında silah satılan gizli istihbarat operasyonlarını da doğrudan finanse etmektedir. İngiliz İstihbaratıyla derin bağlantıları sayesinde, BCCI (Uluslararası Kredi ve Ticaret Bankası) tarafından yürütülen bu gizli operasyonlardaki suç ortaklığını büyük ölçüde gizli tutabilmektedir. Rothschildler, 1970’ler ve 80’lerde Nikaragua Kontrgerillalarına uyuşturucu karşılığında silah sağlanması gibi projelerde kullanılan İngiliz MI-6’sı ve Albay Oliver North ve (baba) George Bush’un da içinde olduğu geniş karapara aklama şebekesinin de kalbidir.

8 Haziran 1993’de ABD Senatörler Meclisi Bankacılık Komisyonu başkanı Henry Gonzalez, Reagan ve Bush yönetimlerindeki Amerikan Hükümetlerinin BCCI’ın yargılanmasını sistematik olarak engellemek ve BCCI skandalı hakkında açılan kongre soruşturmaları konusunda işbirliğini reddetmekle suçlayan müthiş bir konuşma yaptı. Gonzalez ayrıca bu skandalın Lavoro Ulusal Bankası’nın (BNL) Atlanta şubesi aracılığıyla Bush yönetiminin Saddam Hüseyin’e Körfez Savaşı’ndan hemen önce 1990-91 yılları arasında büyük bağışlar yolladığı iddialarının üzerinin örtülmesiyle de doğrudan ilişkili olduğunu vurgulamıştır.

Ancak Batı basınındaki soruşturmalarda yer almayan tek şey, BCCI’ın geniş yasadışı ağının merkezinde Soros aracılığıyla Rothschild grubunun bulunduğu gerçeğiydi.

HEATHER COTTIN / Emperyal Büyücü ÇİFTE AJAN : GEORGE SOROS

Anti-globalizm taraftarları Şubat 2002’de New York’ta Waldorf Astoria otelinin önünde soğuktan donarken, George Soros içeride Dünya ekonomik Forumu’na hitap ediyordu. Polis göstericileri Park Avenue’daki kafeslere tıkarken, Soros "Açık Toplum"un meziyetlerini göklere çıkartıyordu; Zbigniew Brzezinski, Samuel Huntington, Francis Fukuyama ve diğerleri de ona eşlik ediyordu.

DÜNYA POLİTİKASINA YÖN VERENLER (III)

GEORGE SOROS : Emperyal Büyücü ÇİFTE AJAN

HEATHER COTTIN*

Konu bir narsist kişilik bozukluğu değildir; konu George Soros’un ABD hegemonyasını dünyada uygulayış biçimidir. Soros vakıfları ve finans mekanizmaları Doğu Avrupa ve SSCB’de sosyalizmin çöküşünün kısmi sorumlusudur ve o şimdi gözlerini Çin’e çevirdi. Öte yandan Yugoslavya’yı parçalayan saldırının bir parçasıdır. Kendini bir insansever olarak nitelerken Dolar milyarderi George Soros’un görevi globalizm ve Yeni Dünya Düzeni’nin ideolojik idam ipini sıkmak ve bu sırada da kar etmektir. Soros’un ticari ve "insani" örgütleri gizli, karşıt ve işbirlikçidir. Ve onun ekonomik faaliyetleri sözkonusu olduğunda, kendi tabiriyle vicdanı yoktur, tam ahlakdışı bir düzlemde çalışan bir kapitalisttir.

Yeni bir rüşvet sisteminin mimarı olarak kendini devlet adamlarına takdim etmekte ve onlardan iyi cevaplar almaktadır. Henry Kissinger’a, Vaclav Havel’e Polonyalı General Wojciech Jaruzelski’ye yakındır. Dalay Lama’yı desteklemektedir; onun ve diğer dostu eski Sovyet lider Mikhail Gorbaçev’in enstitülerinin de merkezi San Francisco’dadır. Soros "Council of Foreign ,Relations"un (CFR – Dışilişkiler Konseyi), World Economic Forum’un (Dünya Ekonomik Forumu) ve Human Rights Watch’ın (Helsinki İnsan Hakları Gözlem Örgütü) ilerigelen üyesidir. 1994’te kendi felsefi "şeyhi" Sir Karl Popper’la görüştükten sonra Soros şirketlerine Orta ve Doğu Avrupa iletişim sektörüne yatırım emrini verdi.

Çek Cumhuriyeti’nin Federal Radyo – Televizyon Kurumu teklifini kabul ederek Radio Free Europe (Hür Avrupa Radyosu) arşivlerini devir ve onlara destek kararı aldı. Soros, arşivleri Prag’a getirtti ve bakımı için 15 milyon Dolardan çok harcadı. Şimdi bir Soros Vakfı, ABD hükümeti ve RFE/RL ile birlikte, CIA’ce oluşturulan Radio Free Europe – Radio Liberty’yi işletmektedir. Faaliyet alanı Kafkaslar ve orta Asya’ya kaymıştır. Soros Open Society Institute’un (Açık Toplum Enstitüsü) kurucu ve destekçisidir. Onun kurduğu International Crisis Group (ICG), diğer şeylerin yanısıra Yugoslavya’nın yıkımından beri Balkanlarda da faaldir. Soros açıkça U.S. Institute of Peace (ABD Barış enstitüsü) ile birlikte çalışmaktadır; bu kuruluş CIA’in açıkta çalışan bir kanadıdır.

Anti-globalizm taraftarları Şubat 2002’de New York’ta Waldorf Astoria otelinin önünde soğuktan donarken, George Soros içeride Dünya ekonomik Forumu’na hitap ediyordu. Polis göstericileri Park Avenue’daki kafeslere tıkarken, Soros "Açık Toplum"un meziyetlerini göklere çıkartıyordu; Zbigniew Brzezinski, Samuel Huntington, Francis Fukuyama ve diğerleri de ona eşlik ediyordu.

Kim Bu Adam?

George Soros 1930’da Macaristan’da doğdu. Ailesi aslen Yahudi olsa da köklerinden o kadar uzaklaşmışlardı ki, rahatça Nazi Almanyası’na tatile gidebiliyorlardı. Soros Nazi hükmü altında yaşadı, Komünistlerin zaferi ile 1947’de İngiltere’ye geçti. Burada Soros, London School of Economics’te Filozof Karl Popper’ın öğrencisi oldu. Popper aşırı bir antikomünist ideologdu ve onun öğretileri Soros’un siyasi eğilimlerinin temelini oluşturdu. Soros’un yazdığı hiçbir kitap ya da makale, yaptığı hiçbir konuşma yoktur ki, Popper’dan bir etki yansıtmasın.

1965’te Sir olan Popper "Açık Toplum" sloganını icat etti; bu Soros’un Açık Toplum Vakfı ve Enstitüsü’nde yankısını buldu (Open Society Foundation and ınstitute). Popper’ın takipçileri onun sözlerini gerçek imanlılar gibi tekrarladılar. Popperci felsefe Batılı bireyciliğin şiarı oldu. Soros İngiltere’yi 1956’da terketti ve Wall Street’te iş buldu; burada 1960’ta bir menkul değerler şirketi ("hedge fund") kurdu.

"..Menkul değer şirketleri çok zengin insanlara hizmet eder… Genellikle gizli fonlar, genellikle de offshore işlerde kullanılır… astronomik karlar getirir. "Bahis" parasının çapı genellikle sonucu garantiler: ‘bir hissenin büyük menkul şirketlerince satın alındığı dedikodusu diğer yatırımcıları da buna sevkeder,’ sonuçta alınan hisseler değer kazanır."

Soros 1969’da Quantum Fund’ı organize etti ve dövizlerle oynamaya başladı. 1970’lerde finans faaliyetleri gelişmişti:

"alternatif kısa ve uzun vadeler… Soros, hem gayrimenkul fiyatlarının yükselişinden, hem de düşüşünden kazanıyordu! (ünlem çevirenin). 20 yıllık yönetimi boyunca Quantum yılda şaşırtıcı bir %34.5 gelir sağladı. Soros en çok döviz spekülasyonu ile bilinir (ve ondan korkulur)… 1997’de bir devlet başkanı, Malezyalı Mahathir Muhammed tarafından "haydut" olarak tanımlanma şerefine erişti; bu ülkenin parasına spekülatif bir saldırı yapmıştı."

Bu tür gizli finans operasyonlarıyla Soros bir Dolar mültimilyarderi oldu. Şirketlerinin Arjantin, Brezilya ve Meksika’da arazileri, Venezuela’da bankaları var; dünyanın en karlı döviz ve kambiyo işlerini yapıyorlar ve genelde kabul edilen o ki, yüksek makamlardaki dostları onun finans işlerinde yardımcı oluyorlar, hem siyasi hem de maddi kazanç için.

George Soros 1997’de Tayland ekonomisini çökertmekle suçlandı. Bir Taylandlı göstericinin ifadesiyle "Biz George Soros’u bir tür Drakula olarak görüyoruz. O insanların kanını emiyor." Çinliler ona "timsah" diyor, çünkü onun Çin’deki faaliyetleri o kadar doymak bilmezce ve Tayland ile Malezya ekonomilerini silip süpürdü.

Soros bir keresinde İngiliz Sterlini üzerine spekülasyonla bir günde 1 milyar Dolar kazandı (spekülasyon sözünü pek sevmez!). "Sterlin üzerine spekülasyonla İngiliz vergi mükelleflerinin cebini boşaltmakla" suçlandığında şöyle dedi: "Finans piyasalarında spekülasyon yaptığınızda normal bir ticareti bağlayan ahlaki sınırlardan özgürsünüz… Finans piyasalarında benim ahlaki kaygılarım yoktur."

Soros’un sınırsız kişisel servet elde etmek ve başkalarınca hakkında iyi düşünülmek şeklinde şizofrenik istekleri vardır:

"Döviz alım-satımcıları tezgahlarında oturur; üçüncü dünya ülkelerinin dövizlerini çok miktarda alır – satar. Para değeri dalgalanmalarının bu ülkelerde yaşayan insanlara etkisi onların akıllarına gelen bir konu değildir. Gelmemelidir de; yapacak işleri vardır. Eğer durup düşünmeye başlarsak kendimize şunu sormalıyız: Acaba döviz tacirleri … milyonların hayatını mı yönetiyorlar?"

Soros, George W. Bush’u da petrol şirketi batmak üzereyken kurtardı. Soros Harken Energy Corp.’un sahibiydi ve Bush’un şirketinin batmadan önce hızla gerileyen hisselerini aldı. Geleceğin ABD Başkanı bu işten 1 milyon Dolar nakit ile çıktı. Soros, gerçi "siyasi güç" satın almadığını söyledi. Yine Soros meşum Carlyle Group’un da bir ortağıdır. 1987’de kurulan bu "dünyanın en büyük özel hukuk firması" 12 milyar Dolarlık bir ciroyu yönetir; "idare eski Cumhuriyetçi liderlerden birinin kayyumluğunda yürütülür", bu kimi zaman eski CIA’ci Frank Carlucci, kimi zaman eski CIA başkanı (Baba) George Bush’tur. Carlyle Group karlarının önemli kısmını da silah ticaretinden kazanır.

"İnsansever" Hortlak

1980’de Soros milyonlarca Doları Doğu Avrupa’da sosyalizme karşı harcamaya başladı. Kendisiyle işbirliği yapan kişilere paralar aktardı. İlk başarısı Macaristan’daydı. Macar eğitim ve kültür kurumlarını aldı, bunlarla ülkedeki sosyalist kurumları devre dışı bıraktı. Böylece doğrudan Macar hükümetine bir kanal açtı. Sonra Soros Polonya’ya geçti, CIA güdümündeki Dayanışma’yı finanse etti. Ve aynı yıl Çin’de faaliyete başladı. Sonra SSCB geldi.

Bütün bu ülkelerde CIA faaliyetlerinin de olması tesadüf değildir. CIA’in de amacı Açık Toplum Vakfı ile aynıdır: Sosyalizmi yıkmak. Güney Afrika’da CIA antikomünist muhalifler aradı. Macaristan’da, Polonya’da ve SSCB’de CIA, "National Endowment for Democracy"nin (Milli Demokrasi Derneği), AFL-CIO’nun (Amerikan Federal İşçi Sendikaları), USAID’in ve diğer kurumların açık desteğiyle antikomünistleri organize etti ve destekledi; bunlar Soros’un Açık Toplum Vakfı’nca da gönüllü listesine yazılmışlardı. CIA bu kişilere "birikim" (assets) derdi. Soros’un dediği gibi, "her ülkede bir grup insan farkettim – kimi lider kişiler, diğerleri o kadar bilinmeyenler; bunlar benim görüşlerimi paylaşıyorlardı.."

Soros’un Açık Toplum Vakfı antikomünist Çekler, Sırplar, Rumenler, Macarlar, Hırvatlar, Boşnaklar ve Kosovalılarla konferanslar düzenledi. Onun giderek artan etkisi ABD haberalma sisteminin bir parçası olduğu kuşkularına neden oldu. 1989’da Washington Post gazetesi, ilk kez 1987’de Çin hükümetinin yaptığı, Soros Vakfı’nın Çin’de reform ve dışa açılma ile ilgili faaliyetlerinin CIA bağlantılı olduğu, iddialarına yer verdi.

Hedef Moskova

1990’dan sonra Soros yardımları Rus eğitim sistemini hedef aldı; tüm ülkeye ders kitapları dağıtıldı. Aslında Soros "Açık Toplum" propagandasıyla tüm genç Rus kuşağının beyninin yıkanmasını sağladı. Soros vakıfları Rus finans sisteminin, özelleştirme planlarının ve bu ülkede yabancı yatırımların kontrolünü almak için stratejiler yürütmekle suçlandı. Ruslar Soros’un yargı girişimlerine sert cevap verdi. Soros’un ve diğer Amerikan vakıflarının karşıtları bu manevraların amacının "Rusya’yı, dünyanın tek süpergücüyle başedebilecek bir devlet olmaktan çıkarmak" olduğunu söylediler. Ruslar Soros ve CIA’in bağlantılarından şüphelenmeye başladılar. Para babası Boris Berezovsky "birkaç yıl önce Soros’un bir CIA ajanı olduğunu duyduğumda düşüp bayılacaktım," dedi. Berezovsky’ye göre Soros ve Batı "Rus sermayesinin güçlenmesinden korkuyordu".

Eğer ABD ekonomi ve siyaset eliti Rusya’dan bir ekonomik rekabetten korkuyorsa, onu kontrol etmek için, Rus medyasını, eğitimini, araştırma merkezlerini ve bilimini hakimiyet altına almaktan daha iyi ne yol vardır? 250 milyon Doları "yüksek okul ve üniversite düzeyinde sosyal ve iktisadi bilimler eğitiminin transformasyonu" için harcadıktan sonra Soros 100 milyon Dolar ile International Science Foundation’u (Uluslar arası Bilim Vakfı) kurdu. Rus Federal Karşı İstihbarat Servisi (FSK) Soros’un Rusya’daki vakıflarını "casusluk yapmakla" suçladı. Onlara göre Soros tekbaşına çalışmıyordu; Ford ve Heritage vakıflarından gelen paralar, Harvard, Duke ve Columbia üniversitelerinden destek ve Pentagon ile ABD haberalma servislerinden bağlantılardan oluşan bir sistemin parçasıydı. FSK Soros’un 50.000 Rus bilimadamına para verdiğini bildirdi; böylece Soros binlerce Rus bilimsel buluşu ve teknolojisi ile devlet ve ticari sırları üzerinde kontrol sağlayarak çıkarlarını genişletiyordu.

1995’te Ruslar ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi Fred Cuny’nin Çeçen krizine karışması nedeniyle öfkeye kapıldılar. Cuny’nin görünüşte görevi felaket yardımı idi ama onun ABD çıkarlarını ilgilendiren uluslar arası çatışma bölgelerindeki, ve yanısıra FBI ve CIA’deki geçmişi Amerikan devletine bağlantılarını ortaya koyuyordu. Kaybolmadan önce Cuny Soros Vakfı için çalışıyordu. Çeçenistan’daki şiddet dalgasının genelde Washington’un sıcak baktığı, ve belki de güdümündeki bir politik destabilizasyon kampanyasının sonucu olduğu pek bilinmez. Yazar Tom Clancy için bu değerlendirmeler yeterli olacak ki, bunları birer gerçek olarak "The Sum of All Fears" (Tüm Korkuların Toplamı) adlı çok satan kitabında sundu. Ruslar Cuny’yi bir CIA görevlisi olmak ve bir Çeçen başkaldırısını desteklemekle suçladı. Soros’un Açık Toplum Vakfı ve diğer Soros kuruluşları hala Çeçenistan’da faaldir.

Rusya, Soros’un cebini şişirecek en azından bir operasyona sahne olmuş; olaya Clinton yönetiminden diplomatik görevliler karışmıştır. 1999’da Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, 500 milyon Dolarlık bir ABD Exim Bank kredisinin Rus şirketi Tyumen Oil’a verilmesini engelledi; gerekçe bunun ABD milli çıkarlarına aykırı oluşuydu. Tyumen Amerikan malı petrol ekipmanı ve hizmetlerini Dick Cheney’in Halliburton Şirketi’nden ve, Bloomfield New Jersey’deki ABB Lummus Global’dan almak istiyordu. George Soros ise Tyumen’in almak istediği bir şirketin ortağı idi. Soros ve BP Amoco bu işlemi durdurmak için lobi yaptı ve Albright araya girmek zorunda kaldı.

Sol Antisosyalizmi Beslemek

Soros’un Açık Toplum Enstitüsü’nün her delikte bir parmağı vardır. Onun direktörler kurulu, adeta "Soğuk Savaşta ve Yeni Dünya Düzeninde Kim Kimdir" kitabı gibidir. Paul Goble, İletişim Direktörü ve eski Radio Free Europe’un şef politik yorumcusudur. Herbert Okun, Nixon yönetiminin dışişlerinde hizmet etmiş ve Henry Kissinger’a haberalma danışmanlığı yapmıştır. Kati Marton, eski Clinton yönetimi dönemi Yugoslavya’daki BM temsilcisi Richard Holbrooke’un eşidir. Marton, Soros’un desteklediği B-92 Radyosu için lobicilik yapmıştır; bu radyo National endowment for Democracy’nin de bir projesidir (başka bir CIA yan kuruluşu); Yugoslav hükümetini devirmekte etkili olmuştur.

Helsinki Watch

Soros, Açık Toplum Vakfı’nı kurduğunda liberal ermiş Aryeh Neier’ı yönetime geçirdi. Neier, Helsinki Watch’ın da başkanıydı; burası antikomünist eğilimli bir insan hakları örgütüdür. 1993’te Açık Toplum Vakfı, Açık Toplum Enstitüsü oldu.

Helsinki Watch, 1975’te Human Rights Watch (İnsan Hakları Gözlem Örgütü) olmuştu. Soros şu sıra onun Amerikalar, Doğu Avrupa ve orta Asya danışman heyetlerindedir; ve onun Açık Toplum Enstitüsü sponsorlar listesinde yeralır. Soros Helsinki Watch ile daimi ilişkiler içindedir; ve Neier düzenli olarak "The Nation" dergisine yazılar yazar; ama Soros’tan bordrolu olduğu bilinmez.

Soros Helsinki Watch ile ilişkisini saklamak için elinden geleni yapar. Sadece programları finanse ederek planladığını ve yürüttüğünü söyler; ama onlar yürütücüsünün felsefesinden uzakta değillerdir. Helsinki Watch ve Açık Toplum birbirine yakındır. Görüşlerinde pek fark yoktur. Tabii ki, başka kurumlar da bu kurumu finanse etmektedir; ama Soros ideolojisi burada hakimdir.

George Soros’un faaliyetleri 1983’te National; Endowment for Democracy’nin kurucusu Allen Weinstein tarafından kurulan bir yapının çerçevesi içine düşer. Weinstein, "bugün bizim açıkça yaptıklarımız 25 yıl önce CIA’ce gizlice yapılıyordu," der. Soros, tam da bu istihbarat yapısı içinde çalışmaktadır. CIA’in 1960’ta Laos’ta faal uyuşturucu kaçakçılarından, ya da Afganistan’daki "Mücahitlerin" esrar ticaretinden kar ederken CIA görevlerini yerine getirmesinden biraz farkı vardır. O, diğer piyonlardan çok daha fazla parayı yönlendirmekte (ve kazanmakta) ve işinin çoğunu da günışığında yapmaktadır. İçtenlikle söylediğine bakılırsa görevi hasar giderimi yaparak ABD dışpolitikasına meşruiyet kazandırmaktır. Bugün Amerikan merkez solunda kendini değerlendiren birçok kişi toplumun sosyalist bir dönüşümünden ümitsizdir.

Böylece Soros’un "desantralizasyon modeli" ya da "adım adım" bir "negatif ütiliteryanizme (kullanışçılık) yaklaşarak, sefaleti azaltma" anlayışı, ki bu Popper felsefesiydi, onlara çekici geliyor. Soros bir Açık Toplum araştırması düzenlettirerek Kaliforniya ve Arizona’daki uyuşturucu yasalarının gevşetilmesini destekledi. Soros uyuşturucunun tam serbest olması taraftarıdır; yani bu sayede artık sefaletinizin farkında olmazsınız. Soros fırsat eşitliği ile aldatır. Sosyal seviyesi yüksek Sosyal demokratlar Soros’un desteğini kabul eder ve kapitalizm içindeki sivil haklara inanır. Bu gibiler için Soros’un ticari faaliyetlerinin korkunç sonuçlarını (dünyanın heryerinde insanların fakirleşmesi) onun insani faaliyetleri affettirir. Benzer şekilde, ABD içinden – dışından liberal-sol aydınlar "Açık Toplum" fikrinin cazibesine kapılırlar, tabii parasal desteğin de.

ABD’deki Yeni Sol bir sosyal demokrat harekettir. Kesinlikle anti-Sovyettir ve Doğu Avrupa ve SSCB çöktüğünde onların çok azı sosyalist sistemlerin yıkımına karşı çıktı. Yeni Sol Doğu Avrupa ve Orta Asya’da milyonların işlerini, evlerini, eğitim haklarını, sağlık hizmetlerini ve kültürel gelişim imkanlarını kaybetmelerine ne üzüldü ne de bunu protesto etti. Çoğu, CIA ya da National Endowment of Democracy veya the Open Society Fund gibi kimi "NGO"ların (tırnaklar çevirenin) sosyalizmin yıkımındaki aktif rollerini küçümsedi. Bu insanlar zannettiler ki, Batı’nın 1917’den beri SSCB’yi yıkmaktaki kararlılığının Sovyetlerin çöküşüyle ilgisi yoktur. . Onlara göre sosyalizm kendi inanırlığını yitirmişti, çünkü yanlıştı.

İhtilallere gelince, Mozambik, Angola, Nikaragua ya da El Salvador’dakiler işbirlikçi güçlerce yıkıldı ya da göstermelik "seçimlerle" durduruldu; Yeni Sol pragmatikleri ise omuz silktiler ve arkalarını döndüler. Yeni Sol’un, bazan Amerikan dışpolitikasının Sovyetler sonrası dünyadaki mekanizmalarını kasten görmezden geldiği görünüyor

Hırvatistan’da siyasi faaliyetleri olan Bogdan Denitch, Açık Toplum Enstitüsü’nde faal bir kişi idi ve fonlar aldı. Denitch, Hırvatistan’dan Sırpların etnik temizliğini, NATO’nun Bosna ve Yugoslavya’yı bombalamasını, hatta Yugoslavya’nın karadan işgalini savundu. Denitch, Amerikan Demokratik Sosyalistlerinin kurucusu ve uzun süre başkanıydı. Bu önemli bir liberal sol Amerikan grubuydu. O uzun süre prestijli Sosyalist Bilimadamları (Socialist Scholars) Konferansı’nın da başkanlığını yaptı. Bu kanalla birçok kişinin NATO’nun genişlemesine olumlu bakmasını sağladı. Soros’un yardım yönelttiği diğer yerler "Refuse and Resist the ACLU" (Amerikan Sivil Özgürlükler Birliğine Direniş ve Red) Örgütü, ve bir kısım diğer liberal kurumlardır. Soros listesine "New School for Social Research", New York (Yeni Sosyal Araştırmalar Okulu) gibi yeni renkler de ekledi; burası uzun süredir sol aydınların tercihi bir akademiydi. Şimdi Burada Orta ve Doğu Avrupa programlarını destekliyor.

Nikaragua’daki devrimden etkilenen birçok solcu üzüntüyle 1990’da Violetta Chamorro’nun Sandinistaları seçim yenilgisine uğratmasını kabul etti. Birçok Nikaragua’ya yardım kuruluşu bundan sonra dağıldı. Belki Yeni Sol, Michael Kozak’ın yükselen yıldızından birşeyler öğrenebilirdi. O Nikaragua, Panama ve Haiti’de başa sempatik liderler geçirmek, ve Küba’yı baltalamak hedefli ve Washington üslü bir kampanyanın kıdemlilerindendi. Burada Havana’daki ABD çıkarları ile ilgili bir büronun müdürlüğünü yürüttü.

Nikaragua Chamorro’nun zaferini organize ettikten sonra, Kozak Beyaz Rusya’ya geçti ve ABD büyükelçisi oldu. Kozak, Soros’ça desteklenen "Internet Access and Training Program"da (IATP – İnternet erişimi ve eğitim programı) çalıştı. Bu program Beyaz Rusya’da geleceğin liderlerini yaratmakla meşguldü. Aynı program eşzamanlı şekilde Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan’da uygulandı. IATP, ABD Dışişleri’nin açık desteğiyle yürütüldü. Çok şükür ki Beyaz Rusya, Kozak ve Soros Açık Toplum Vakfı/ABD Dışişleri güruhunu ülkeden kovdu. Aleksandr Lukaşenko hükümeti keşfetti ki, Minsk’e gelmeden 4 yıl önce Kozak, on milyonlarca Doların Beyaz Rus muhalefetine akıtılmasını sağlamıştı. Kozak bir birleşik muhalefet cephesi kuruyor, web sitelerine, gazetelere ve piar şirketlerine para veriyor ve Yugoslav Otpor’una benzer öğrenci direniş hareketini eğitiyordu. Kozak, Otpor liderlerine Beyaz Rus muhalifleri eğitme görevi verdi. 11 Eylül 2001’den kısa süre önce ABD, Başkan Aleksandr Lukaşenko’ya karşı bir karalama kampanyası başlatıyordu. Lukaşenko’yu karalama şu sıra "terörizme karşı savaşla" birlikte yürütülüyor.

OSI (Açık Toplum V.) ve HRW (Helsinki W.) kanalıyla Soros, Belgrad’daki B-92 Radyosu’nun ana sponsorlarından oldu. Soros Otpor’a da para verdi; bu örgüt 5 Ekim 2000 darbesinde "para valizleri" aldı ve Yugoslav hükümeti devrildi. İnsan Hakları Gözlem örgütü (Helsinki) bunun akabinde Slobodan Miloşeviç’in kaçırılmasını ve Lahey’deki mahkemesini, onun hakları üzerine hiçbirşey söylemeyerek meşrulaştırdı. Bu illegal mahkemenin başkanı Louise Arbour şu sıra Soros’un Uluslar arası Kriz Grubu yönetim kurulundadır. Açık Toplum/Helsinki çetesi şimdi Makedonya’da çalışmakta ve buna "uygarlaştırma misyonunun" bir parçası demektedir. Bu cumhuriyetin de Yugoslavya’nın parçalanmasını tamamlamak için "kurtarılmasını" bekleyin.

Gücün Vekilleri

Soros, aslında kendi insani felsefesinin ahlaka uygun, bunun için para kazanma işinin ahlak dışı olduğunu söylemektedir. Ancak Soros’ça desteklenen NGO’larda çalışanların önünde açık ve tutarlı bir gündem vardır. Soros’un en etkili kurumlarından International Crisis Group (1986’da kuruldu) siyaset ve iş aleminin merkezinden kimi isimlerce yönetilmektedir. Yönetim kurulunda Zbigniew Brzezinski, Morton Abramowitz, eski ABD dışişleri bakan yardımcısı ve eski NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı Wesley Clark, eski ABD Milli Güvenlik danışmanı Richard Allen vardır. Allen’ın Nixon’un Milli Güvenlik Kurulu’ndan "Henry Kissinger’ı fazla liberal bulduğu için" istifa ettiğini, Oliver North’u(1) Reagan’ın Milli Güvenlik Kurulu’na önerdiğini ve İran Contra skandalında İran’a rehineler karşılığı füze pazarlığında rol aldığını not düşelim (tırnaklar çevirenin). Bu kişiler için "sınırlı çatışma" ABD’nin dünya insan ve kaynakları üzerindeki kontrolünün diğer adıdır.

1980 ve 90’larda, Reagan Doktrini zamanında, ABD’nin Afrika, Latin Amerika, Karayipler ve Asya’daki gizli-açık operasyonları hazırlanıyordu. Soros bunların birçoğunda faaldi; "müstakbel devrimcilerin" satın alınmasından politikacıların, aydınların ve devrimci dalga geçtikten sonra iktidarda kalan kim varsa "sübvansiyonuna" kadar uğraşıyordu (tırnaklar çevirenin.) James Petras diyor ki:

"1980’lerin başında neoliberal yönetici elitin akıllı kesimi, politikalarının toplumu kutuplaştırdığını ve geniş çaplı sosyal rahatsızlık doğurduğunu farkettikten sonra, neoliberal politikacılar "aşağıdan" bir paralel strateji başlatıp desteklediler; bu anlamda "kendiliğinden" ve "anti devletçi" ideoloji sahibi kuruluşlara yardım ederek, potansiyel çatışma tehlikesi taşıyan kesimlere sızdılar ve bir "sosyal tampon" oluşturdular. Bu örgütler parasal olarak neoliberal kaynaklara bağlı olup doğrudan yerel liderlerin etrafındaki sosyopolitik hareketler ve eylem komiteleriyle rekabete sokuldular. 1990’larda bu örgütler (NGO, "hükümet dışı" diye adlandırıldılar) binlerceyi bulmuştu ve tüm dünyada toplam 4 milyar Doları bulan yardım alıyorlardı."

"Underwriting Democracy" adlı kitabında Soros "Doğu Avrupa’nın Amerikanlaşması" ile övünür. Ona göre, onun eğitim programları ile artık bir Sorosçu genç liderler kadrosu yoldadır. Bu Soros Vakfı eğitimli genç insanlar "nüfuz ajanları" olarak işlev görecektir. Onların Akıcı dil yetenekleri, ve hedef ülkelerde bürokratik merdivenleri tırmanmaya başlamaları sayesinde bu gönüllü askerler felsefi açıdan Batılı çokuluslu şirketlerin giriş yollarını temizleyeceklerdir.

Meslekten diplomat Herbert Okun (şimdi Helsinki Watch’ın Avrupa Komitesi’ndedir) George Soros’la birlikte bir seri ABD Dışişleri bağlantılı kurumla ilişki içindedir; bunlar arasında USAID’den Rockefeller Vakfı’nca desteklenen Trilateral Komisyon’a kadar kurumlar vardır. 1990’dan 97’ye dek Okun, "Finans Hizmetleri Gönüllüler Teşkilatı" (Finance Services Volunteer Corps) denen birşeyin başkanıydı; bu kurum USAID’in alt kuruluşudur; amacı "eski komünist ülkelerde serbest Pazar finans sistemlerinin yerleşimine yardımdır". George Soros, dünya ekonomisini devralmaya çalışan diğer kapitalistlerle tam uyum içindedir.

Kâr Amacı Gütmeden Kâr

Soros, döviz spekülatörü olarak çalıştığı ülkelerde insani amaçlar gütmediğini söylemektedir. Ama Soros sıksık bu türden bağlantılarından da yatırım amaçlı yararlanmaktadır. ICC’nin bir araştırması, ve, Kosova Geçici BM Yönetimi şefi Bernard Kouchner’in yardımı sayesinde, Soros Balkanlardaki en kârlı maden ocağını almak istedi.

Eylül 2000’de, Yugoslav seçimlerinden önce Trepca madenlerini bir an önce almak için, Kouchner bu madenden yayılan kurşunun çevre standartlarını aştığını açıkladı. Aynı kişinin, NATO Yugoslavya’yı seyrelmiş Uranyumlu mermilerle bombalar ve 100,000 ton (kg olmalı, ç.n.) kanser yapıcı madde havaya, suya, toprağa karışırken bunu alkışladığını bilmek hayret vericidir. Ama Kouchner kendi işine bakıyordu ve madenler "sağlık nedeniyle" kapatıldı. Soros 150 milyon Dolar vererek Trepca’nın altın, gümüş, kurşun, çinko ve kadmiyum madenlerini almak istedi; tesisin değeri 5 milyar Dolardı.

Bulgaristan "serbest Pazar" kaosu içinde çökerken Soros sinekten yağ çıkarmaya bakıyordu; Reuters 2001 başlarında şu haberi verdi:

"Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası" (EBRD – European Bank of Reconstruction and Development) (Bulgar ileri teknoloji şirketi) Bila’ya 3 milyon Dolar kredi verdi. Bu şirket, orta ve Doğu Avrupa’daki teknoloji şirketleri için hazırlanmış 300 milyon Dolarlık bir kredi diliminden ilk yararlanan kurum olacak… Bir 3 milyon Dolar da Amerikan Argus Capital Partners’tan geliyor; kredi sponsoru Prudential Insurance Company of America ve çalışma alanı Orta – Doğu Avrupa … Soros, Rila’ya yaptığı önce 3 milyon Dolarlık ve sonra 1 milyon Dolarlık yatırımla yine en büyük hissedar olarak kaldı."

Konulara Hakimiyet

Soros’un insansever görüntüsü ona, kimlerin kurban kimlerin suçlu olduğu tartışmaları patladığında uluslar arası kamuoyunu yönlendirme gücü veriyor. Diğer NGO’lar gibi, Soros’un borazanı Helsinki Watch da birçok bağımsız ve organize emekçi sınıf hareketini görmezden geliyor.

Kolombiya’da işçi liderleri rutin olarak ABD güdümlü hükümetle işbirliği içindeki paramiliterlerce katledilmektedir. Bu kişilerin geldiği sendikalar neoliberal ekonomiye karşı olduklarından Helsinki Watch bu konuda fazla ses çıkarmaz. Bu yılın Nisanı’nda Helsinki Watch’tan Jose Vivanco ABD Senatosu’nda "Plan Kolombiya" lehine ifade verdi:

"Kolombiyalılar insan hakları ve demokrasiye bağlıdırlar ve yardıma muhtaçlar. Helsinki Watch’ın ABD ile temel bir sorunu yoktur." Helsinki Watch, devlet terörü, fakirlik ve istismara karşı savaşan Kolombiyalı gerillaları ABD destekli silahlı güçler ve paramiliter idam mangalarıyla aynı kefeye koymaktadır. Helsinki Watch, görevi mülkiyet hakları ve ekonomik statükoyu korumak olan Pastrana hükümeti ve onun ordusunu haklı görmektedir. Helsinki Watch’a göre (bile ç.) sivil ölümlerinin %50’si hükümetin göz yumduğu idam mangalarının işidir. Gerçek rakam %80’dir.

Helsinki Watch aynı şekilde 2002’de Uribe hükümetinin seçimini de onayladı. Uribe ABD’nin Latin Amerika’da desteklediği diktatörler kuşağından kalmadır; gerçi "seçilmiştir", ama Helsinki Watch çoğunluğun seçimi boykot ettiğinden sözetmez.

Karayiplerdeki Küba başka bir neoliberalizm karşıtı olup Helsinki Watch tarafından karalanmıştır. Yanıbaşındaki Haiti’de Soros destekli faaliyetler Duvalier rejiminin devrilmesinden sonra oluşan popüler hareketleri silmiş, Haiti’nin ilk demokratik lideri Jean Bertrand Aristide’i baltalamıştır. Helsinki Watch’tan Ken Roth, ABD’nin Aristide’i "demokrasi dışı" nitelemelerine katılmıştır. Kendi "demokrasi" anlayışlarını göstermek için Soros vakıfları Haiti’deki faaliyetlerini diğer ABD faaliyetlerine gizlice katmaktadır; örneğin USAID’in FRAPH ile ilişkili kişileri desteklemesi gibi. FRAPH meşum CIA destekli idam mangalarının adıdır; onlar "Bebe Doc" Duvalier’in düşüşünden beri ülkede terör estirmekteler.

Helsinki Watch’ın web sitesinde, Direktör Roth ABD’yi Çin’e karşı daha sert çıkmamakla eleştirmektedir. Roth’un faaliyetleri arasında Tibet özgürlük Konserinin organizasyonu da vardır; bu gezgin bir propaganda topluluğu olup, ünlü rock’çılarla birlikte ABD’yi dolaşmış ve gençleri Çin’e karşı Tibet’i desteklemeye çağırmıştır. Tibet, yıllardır CIA gündemindeki ana dosyalardan biridir.

Roth, geçenlerde petrolce zengin Sincan’da Çin kontrolüne karşı çıktı. Sömürgeci "böl ve yönet" anlayışıyla Roth, kimi Uygur etnik azınlık gruplarını Kosova’daki ABD/NATO müdahalesinin onlar için de iyi bir örnek olduğu konusunda iknaa çalıştı. Ağustos 2002’de ABD hükümeti de bu çabaya destek verdi.

ABD’nin bu bölgedeki projeleri açıkça New York Times’ta Sincan üzerine yayınlanan bir makalede tasvir edilmiş; burada Uygurlar "bir Müslüman azınlık olup huzursuz bir Çin egemenliği yaşamaktadırlar" denmiştir. Onlar "Yugoslavya’daki NATO bombardımanından çok etkilenmişler, kimi bunu Kosova’daki müslümanların kurtarılması olarak kutlamıştır; kendileri de benzer bir kurtarılışın hayalini kurmaktadırlar" denmiştir. The New York Times yazısı "Sincan’da son bulunan petrol rezervleri burasını uluslararası ticaret açısından çok çekici kılmaktadır" notu düşülmekte ve bir yandan da "buranın yerli halkı Tibetlilere benzer" görülmektedir.

Sayı Sayamamak

Soros örgütleri rakam tesbitlerinde, gerçekten gerçekle ilgilerini kesmiş gibidirler. Örneğin Helsinki Watch 500 kişinin (2000 değil) Yugoslavya’ya NATO bombardımanlarında öldüğünü söylerler. Afganistan’a Amerikan saldırısında da 4000 değil 350 kişi ölmüştür. 1989’da ABD Panama’yı bombaladığında Helsinki Watch raporunun giriş bölümünde "Manuel Noriega’nın devrilmesi… ve demokratik Başkan Guillermo Endera hükümetinin kuruluşu Panama’ya çok ümitler getirmiştir…" der. Rapor ölü sayısından bahsetmez.

Helsinki Watch Bosna’ya NATO saldırısının temellerini 1993’te sahte tecavüz ve soykırım haberleriyle attı. Bu politik histeri doğurma taktiği ABD için kendi Balkan siyasetini uygulamakta gerekliydi. 1999’da, Helsinki Watch Yugoslavya’ya NATO saldırısı için propaganda gücü olarak çalışırken bu tekrarlandı. Soros’un "kanun hakimiyeti" palavralarının çoğu unutulmuştu. ABD ve NATO kendi kanunu yaptı, George Soros’un kurumları bunu destekledi. 11 Eylül 2001’le bu devam etti. Bu sefer konu Dünya Ticaret Merkezi’nde ölen 2801 kişiydi. CFR (Dışişleri Konseyi) 6 Kasım 2001’de toplandı ve bir "büyük kamuoyuna dönük kampanya" planladı. CFR, bir "Amerika’nın Teröre Cevabı İçin Bağımsız Görev Gücü" oluşturdu; Soros, Richard Holbrooke, Newton Gingrich, John Shalikashvili’nin (eski ABD Genelkurmay Başkanı) ve diğer etkili kişilerin katılımıyla DTÖ’de ölenler ABD dış politikasına malzeme yapıldı. CFR raporu teröre karşı savaş öngörüyordu. George Soros’un parmak izleri kampanyanın heryerinde vardı:

"Yüksek düzey ABD memurlarının dost Arap ve diğer Müslüman ülke hükümetlerine 11 Eylül olaylarının kınanması için baskı yapmasını sağlayın, öte yandan da ABD antiterör kampanyasının mantık ve hedeflerini de kollayın. Eğer hükümetleri sessiz kalırsa Ortadoğu ve Güneydoğu Asyalıların çoğunu hiçbirzaman haklılığımıza ikna edemeyiz. Onların bu açıklamaları nedeniyle eleştirilmelerini engellemeli ve onların yanımızda ses vermelerini sağlamalıyız… Boşnak, Arnavut ve Türkleri, ABD’nin Kosova’da 1995-99’da Bosnalı ve Kosovalı müslümanları nasıl kurtardığını ve dünyanın her yerindeki müslümanlarla sıkı ve uzun vadeli ilişkilerimizi diğer kişilere anlatmaları için teşvik edin. Yerel aydınlar ve gazetecileri işe katın, görüşlerine bakmayın. Yerel basını yakından izleyin ve hücumlara hemen cevap verin… Amaç ve hedeflerimizi konuştuğunuzda sürekli kurbanlara (özellikle adlarını vererek ve böylece onları somutlaştırarak) atıf yapın."

Soros’un Sayı Sanatı: ABD Dış Politikasına Destek ve Savunma İçin Saymak

Soros, Dünya kapitalist sistemindeki gerilemeden çok endişelidir ve bu konuda hemen birşeyler yapmak ister. Geçenlerde şöyle dedi: "Şimdiden nihai krizin adımlarını farkediyorum… Yerli siyasi hareketler çıkacak ve onlar çokuluslu şirket mülklerine el koyarak "Milli" serveti geri alacak."

Soros Birleşmiş Milletler’i devre dışı bırakmak için ciddi bir plan önermektedir. Önerisi, "Dünya demokrasilerinin liderliği ele alması ve BM olsun – olmasın işleyecek bir global ittifaklar sistemi kurması"dır. Eğer deli olsaydı, kriz geçirdiğine hükmedebilirdiniz. Ama gerçek şu ki, Soros’un "Birleşmiş Milletler yapısal olarak kendi anayasasının girişinde yazan vaadleri yerine getirebilecek durumda değil," saptaması, American Enterprise Institute gibi bir seri reaksiyoner kurumun görüşünü yansıtmaktadır. Birçok muhafazakar Soros şebekesine sol-kanat gözüyle baksa da, ABD’nin BM ile ilişkilerinde Soros, örneğin John R. Bolton (Silahlanma Kontrolü ve uluslar arası Güvenlik Dairesi’nden sorumlu Dışişleri bakan yardımcısı), gibileriyle aynı tarafa düşer. Bolton "Kongre’deki birçok Cumhuriyetçi artık BM sistemine zırnık dahi ödenmemeli fikrindedir" demiştir. BM’e karşı onyıllardır süregelen bir sağ kampanya vardır. Şimdi bunu Soros götürüyor. Çeşitli Soros web sitelerinde BM’in çok zengin, bilgi konusunda ketum, ya da dünyayı (Soros’un istediği gibi – parantezler çevirenin) yönetmeye yakışmayacak işlere bulaşmış olduğu gibi eleştirilere rastlarsınız.

The Nation yazarları bile, bu konuyu iyi bilirlerken Soros etkisinde kalmışlardır. Örneğin William Greider, geçenlerde Soros’un eleştirilerinde bir haklılık payı bulmuş ve BM’in artık "bayağı diktatörler ve totaliterlerin buluşma yeri olmaktan ve eşit ortaklar gibi muamele görmekten çıkarılmasını" istemiştir. Bu tür Batı merkezci ırkçılık tam Soros’a uygundur. Ona göre BM’in Dünya’yı idare etmesi global güzeyde Faşizmdir. Batılı "ilericiler" Soros’a gereğinden çok yüz vermişlerdir; ve herhalde Greider de artık bu faşizm konusunu aşırı, haksız ve sinirlendirici bulur.

Ama yine de Soros’un şu söylediklerini dinleyelim: "Eski Roma’da yalnız Romalılar oy kullanırdı. Modern global kapitalizmde de yalnız Amerikalılar oy kullanabilir; Brezilyalılar oy kullanmaz."

ZEYNEP ORUNCAK

ÖZEL BÜRO

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s